ŞİLİ GEZİSİ Notları 25 Şubat – 1 Mart 2006

2006’da El Kalafat Perito Moreno Buzulları’na (El Calafate Perito Moreno Glasiers) giderken, doğrudan gitme yerine, Şili’de Santiago’ya uğrayarak gideyim dedim. Bu amaçla 24 Mart 2006 akşamı Sao Paulo’dan Buenos Aires üzerinden aktarmalı olarak Santiago’ya uçtum. Gece yarısı civarında, Buenos Aires'e vardım. Santiago uçuşu için havaalanı salonunda 4-5 saat beklemeyi planlamıştım ama beklenmedik bir şekilde, son uçak geldikten sonra gece Buenos Aires havaalanının kapandığını öğrendim. Bu yüzden beni havaalanının dışına koydular. Ben de planımı değiştirip kısa bir süre için bile olsa otele gitmek zorunda kaldım. 25 Şubat sabahı çok erken saatlerde havaalanına geri dönüp Santiago uçağına bindim. Santiago’da otele (Hotel Galerias) gidip eşyalarımı koydum. Adeta bir müze havasında, muhtelif heykel, resim ve maskelerle dolu, güzel bir oteldi.

Şehrin, genelde sakin bir havası vardı. Sokaklar temiz ve yeşil görünüyordu. Dikkat çekici bir şekilde, pet shoplardan satın alınıp, daha sonra sokağa bırakıldıkları belli olan, çoğu iyi cins sokak köpekleri dolaşıyordu ortalarda. Bunlar, sokaklarda dolaşıyorlar, binaların, mağazaların içine girip yatıyorlardı. Fevkalade bir hoşgörü vardı sokak köpeklerine karşı.

Sokak köpeklerinin küçük bir parçası aşağıdaki fotoğrafa girmiş.

Bunun dışında, para kazanmak amacıyla sunum yapan sokak çalgıcıları vardı. Eskiden çamaşır yıkayan kadınların kullandığı ondüleli çamaşır yıkama tenekesi (washboard) üzerine, parmaklarındaki yüksükleri sürterek yanındaki müziyen arkadaşlarına ritm yapan ve aynı zamanda harika dans eden bir adama bayılmıştım. Dans ederken, ayakkabılarıyla da müzik yapıyordu. Bir videosunu çektim ama maalesef buraya koyamıyorum. Hem adamın enerjisine, hem de yaptıkları müziğe hayran kaldım.

Nereyi ne zaman, hangi sırayla gezdiğimin notunu almamışım ama, gezip ilgimi çeken yerleri sırasız olarak, aklıma geldiği şekilde aşağıda, hatırladığım kadarıyla anlatmaya ve fotoğraflamaya çalıştım.

Museum de Santiago

Binanın dışından ilgimi çekmişti ama içerisi gerçek bir müze gibi değil. Sadece giriş avlusunda, bazı eski silahlar sergilenmiş.

Metropolitan Cathedral

Güzel ve görkemli bir kilise. Bazı fotoğrafları aşağıda.

Akşam yemeğini, Pascoa adalarına ait statülerle dolu olan, egzotik bir restoranda yedim. Restoranın adı Bai Hai idi. Yemek sırasında, ada yerlilerine ait folklorik enstrümanlar ve müzik eşliğinde Pascoa adalarına ait yerli kıyafetlerindeki dansçılar, folklorik danslar yaptılar. Onların yanında, folklorik kıyafetlerle, Şili müziği ve dansları da sunuldu. Her iki sunum da oldukça değişik ve eğlenceliydi.

Aşağıda, restoranda çekilmiş bazı fotoğraflar var.

Ertesi gün (26 Şubat’ta Santiago’yu keşfetmeye devam ettim. Sabah erkenden, La Moneda Başkanlık Sarayına gittim ve sarayın önündeki geniş meydanı dolaştım. Tesadüfen, saray önünde, askerlerin nöbet değişim törenine de şahit olabildim.

Başkanlık sarayının önündeki geniş alanda eski Şili devlet başkanı Salvador Allende’nin bir heykeli var. Salvador Allende, dünyaca bilinen, özellikle benim üniversite yıllarımda çok yakinen takip ettiğim bir devlet adamı. Salvador Allende Batı dünyasında serbest seçimle işbaşına gelen ilk sosyalist devlet başkanı. 4 Kasım 1970 – 11 Eylül 1973 tarihleri arasında Şili Devlet Başkanı olarak görev yaptı. Gençliğinde politikayla uğraştı, öğrenci liderliği yaptı. 1933 yılında Sosyalist Parti kurucuları arasında yer aldı. 1937 yılında milletvekili seçildi. 1938-1940 yılları arasında sağlık bakanlığı yaptı. 1943’te Sosyalist Parti genel sekreterliğine getirildi. 1945’te senatör seçildi. 1952, 1958 ve 1964 başkanlık seçimlerine solun ortak Başkan adayı olarak katıldıysa da başarı sağlayamadı. 1970’te yapılan ve üç adayın katıldığı seçimde Şili tarihinin ilk Marksist başkanı seçildi. Sosyalist bir politika izledi. Küba ve Çin ile diplomatik ilişki kurdu. Çoğu Amerikalılara ait yabancı işletmeleri satın alarak yerli sermayeye dönüştürdü. Ülkede devletleştirme yaparak eşit paylaşım için kolları sıvadı.

Yaptıkları ve aldığı kararlar, anti-sosyalist dünyada büyük tepki çekti. Özellikle ABD tarafından hiç hoş karşılanmadı. Şili yönetimini zorlamak amacıyla uygulanan ABD ekonomik ambargosu ile, Dünya Bankası ve IMF‘nin mali yardımları kesmesi, Şili ekonomisini açmaza soktu. 1972’de baş gösteren tüketim maddeleri sıkıntısı, karaborsayı körükledi; sermaye kaçışını hızlandırdı. Ekim 1972’de yaşanan bir aylık, kamyon sahipleri grevi ve esnafın kepenk indirmesi, yaşamı felce uğrattı. Tüm bu olumsuz gelişmelere karşın, Mart 1973 genel seçimlerinde Halk Birliği, oyların % 45’ini almayı başardı. Parlamentodaki 2/3’lük çoğunluğu yitiren sağ muhalefetin, Allende’yi yasal yollardan engelleme ve erken seçime gitme şansı ortadan kalkmış oldu.

1973 Haziran’ında zırhlı bir birlik darbe girişiminde bulundu ama darbe girişimi bastırıldı. Ağustos ayında Allende’ye bağlı Genelkurmay Başkanı istifa etti ve yerine General Augusto Pinochet, ABD ve CIA‘nın desteği ile atandı. Pinochet, 11 Eylül 1973‘te, Silahlı Kuvvetler adına Salvador Allende’ye bir muhtıra vererek yönetimden çekilmesini istedi. Salvador Allende’nin bunu kabul etmemesi üzerine, askerler Başkanlık Sarayı’nı kuşattılar ve Salvador Allende’yi öldürdüler. Salvador Allende, Fidel Castro‘nun kendisine hediye ettiği ve tabanca ile, korumalarıyla birlikte çatışmalara katıldı fakat çatışma, onun ölümüyle sonuçlandı.

Ölümünden sonra Augusto Pinochet anayasayı geçersiz kılarak askeri bir diktatörlük kurdu. Allende’nin ölümünden sonra, Şili ‘de devletleştirilen bakır madenlerinin tamamı, ABD‘li şirketlere teslim edildi ve Şili, ABD bağımlısı bir devlet haline geldi. Askerî cunta, tam 17 sene sürdürdüğü otoriter ve faşist yönetimden sonra, 1990’da, yönetimi devretmek zorunda kaldığında, arkasında binlerce ölü, on binlerce işkence mağduru, yüz binlerce perişan edilmiş yaşam öyküsü bıraktı. Şilililer Pinochet’i nefretle, Salvador Allende’yi sevgi ile anıyorlar.

Salvador Allende’nin ölümünden hemen önce radyodan yaptığı veda konuşmasından bir parça:

Dostlarım,
Hiç şüphe yok ki, bu sizlere seslenmek için son fırsatım. Sözlerim sitem değil, hayal kırıklığı taşıyor. Umarım, bu sözler; kendi sözlerine ihanet edenlerin utancı olur. Bu koşullarda, sözlerim sadece işçilere: Teslim olmayacağım! Bu tarihi dönemeçte, halka olan sadakatimin bedelini hayatımla ödeyeceğim. Tarih bizimdir, tarihi, toplumlar yapar. Esas olarak size sesleniyorum, ülkemin mütevazı kadınları, bize inanan köylü kadınlarımız, çocuğunu esirgediğimizi bilen anneler… Size sesleniyorum Şili’nin fikir işçileri, kapitalist toplumun avantajlarından bahsedip duran meslek örgütleri ve sendikalar tarafından yaratılan kargaşaya karşı çalışmaya devam eden yurtseverler… Size sesleniyorum, ülkemin gençleri, öğrencileri, şarkılarını söyleyenler, bize neşelerini ve mücadele ruhunu verenler… Size sesleniyorum Şili’nin insanları, işçiler, köylüler, aydınlar, zulüm görecekler. Ülkemizde faşizm saatlerdir iş başında. Suçludurlar. Tarih onları yargılayacaktır!
Yaşasın Şili! Çok yaşa halkım! Yaşasın işçiler!
Bunlar benim son sözlerim, fedakârlığımın boşuna olmadığından eminim.

İletişim