NORVEÇ GEZİ NOTLARI 4 – 13 Temmuz 2016

Emekli olup Türkiye’ye döndükten sonra, üniversiteden sınıf arkadaşım Nedim Yazıtaş ile, eşlerle birlikte Norveç’e gidelim dedik. Nedim, öğrenciliği sırasında Norveç’e gitmiş. Benim de Oslo’da akrabalarım var. Bu nedenle, Oslo kısmını benim akrabama bıraktık, Oslo’ya kadar olan kısmın programını ise Nedim yaptı.

4 Temmuz’da İstanbul’dan Oslo’ya uçtuk.

Havaalanı otobüsüyle Bergen’e inip, otelimiz Hotel Terminus Bergen’e yerleştik. Bergen, Norveç’in Oslo’dan sonra en büyük şehri ama 300.000 altında bir nüfusa sahip. Yukarıdaki hava fotoğraflarında da görüldüğü gibi, yarımada, adalar ve fiyortlar (eski buzulların çok derin kesimlerinin deniz altında kalmasıyla oluşan, genellikle ince, uzun ve çok dik körfez) üzerinde yer alıyor. Bergen, 13. yüzyılda Norveç'in başkentiymiş ve1830'lara kadar Norveç'in en büyük şehri olmuş. Şehir; kültür balıkçılığı, denizcilik, açık deniz petrol endüstrisi ve yüksek öğrenim, turizm ve finans merkezi. Ayrıca Bergen Limanı, Norveç'in hem yük hem de yolcu açısından en önemli limanı. Gulf Stream’in etkisiyle, ılıman bir iklime sahip. Otele yerleştikten sonra, Bergen’i dolaşmaya başladık. Aşağıdaki fotoğraflar, bu ilk Bergen şehir gezintimizden. Bergen’de bir gece geçirdikten sonra, 5’inde Mydral ve Flam’a, oradan Balestrand’a geçtik. 6’sı akşamı tekrar Bergen’e geri döndük. Dolayısıyla 7 Temmuz’da tekrar Bergen’i gezme şansımız oldu. 7 Temmuz gezi fotoğraflarını, kronolojik zamanı geldiğinde vereceğim.

5 Temmuz sabah 06.50’de trene bindik ve 08.50’de Mydral’dan Flam’a vardık. Yeşil ve mavi doğal güzellikler arasından zevkli bir yolculuk oldu. Aşağıda, yolculuk sırasında çektiğim bazı fotoğraflar var.

Flam köyü ve Mydral, Norveç’in turist çeken önemli noktalarından biri. Bergen istasyonundan Flam’a trenle gitmek biraz uzun sürüyor ama şahane bir doğal manzara seyrediyorsunuz. Bu nedenle bu yolculuk, dünyanın en güzel demiryolu yolculuklarından biri olarak kabul ediliyor. Aşağıda güzergâhı görebilirsiniz. Mydral, yaklaşık 900 metre yüksekte olduğu için, demiryolu, dünyanın en dik güzergâhlarından biri olarak kabul ediliyor. Bergen – Flam arası tren yolculuğu yaklaşık 2 saat sürüyor. Flam Mydral arası ise sadece 20 Km.

Myrdal’ın tek tesisi, Myrdal tren istasyonu. Trenimiz, Myrdal’daki eski tren istasyonunda durdu. Trenden indik. Peronda bekleyip, ormanın içerisindeki tepelerden, küçüklü, büyüklü şelaleler şeklinde gelen suların akışını seyrettik. Fotoğraf çekip video kaydettik. Bu arada, sanırım her tren geldiğinde, turistler için yapılan, enteresan bir gösteriyi de izledik. Tepede, oldukça uzaklardan, upuzun saçlı bir kadın ortaya çıkıp, Norveç geleneksel şarkıları söyledi. Adeta bir opera havasında, enteresan, etkileyici ve çok hoş bir dinletiydi. Uzaklarda, sisin, yeşilliklerin arasında şarkı söyleyip dans etti, uzun sarı saçlı, Norveçli bir kadın sanatçı.

Gösteri bittikten sonra tekrar trene binip Flam’a doğru yola çıktık. Flam köyü, ufacık bir yer ve nüfusu da çok az. Flam’da oldukça büyük bir liman var ve bu liman, senede yüzün üzerinde Turist Seyir Gemisi (Cruise) ağırlıyormuş. Flam’da, Balestrand’a gitmek için bineceğimiz gemiyi beklerken, saat 15.30’a kadar zamanımız olduğundan, çevreyi dolaştık.

Balestrand’a yaklaşık 1,5 saatlik bir sürede vardık. Zaten hava geç saatlere kadar aydınlık olduğu için, Balestrand’ı gezmek için oldukça uzun zamanımız vardı. Gece, Balestrand’da, Balestrand Midtnes Hotel’de kaldık.

Balestrand, şirin bir yerleşim yeri. En meşhur yerlerinin başında Kvikne’s Hotell ile Aziz Olaf (St. Olaf) Kilisesi geliyor. Kvikne’s oteli, Balestrand’ın en ünlü binalarından. Mekânın sahibi olan Kvikne ailesi, 1877’de binayı devralıp sürekli olarak bakım ve tadilat yaparak binayı, Norveç’in en büyük, kaliteli ve modern otellerinden biri haline getirmiş. Otel, Almanya İmparatoru Kayzer 2. Wilhelm tarafından çok ziyaret edilirmiş. Restorana geldiğinde oturduğu ona ait iskemle, hâlâ otelde muhafaza ediliyor. Aziz Olaf kilisesi, İngiliz Anglikan Kilisesi olarak da biliniyor. Kaldığımız otelin hemen yakınında yer alıyordu.

Aşağıda bazı Balestrand fotoğrafları var.

Aşağıda, otelin hemen yanındaki tamamen ahşap St. Olaf kilisesinden fotoğraflar var. Ünlü bir kilise olmakla birlikte, şaşırtıcı derecede küçük olduğunu söyleyebilirim. Gerçi, burada nüfus o kadar az ki, muhtemelen büyük kiliseye gereksinim duyulmamış. Kilisenin kapısı açıktı, rahatça içeri girdik. Dini törenler, senenin belli aylarında, haftanın belli gün ve saatlerinde yapılıyormuş sadece. Sürekli rahibi veya görevlisi yok.

Dolaşırken, Pilgrim (Hacı) Restoran’a rastladık. Zaten pek fazla alternatif de yoktu. Dışarıdan hoş görünüyordu ama içerisi daha da hoştu. Fotoğraflarda göreceksiniz. Yemeği, otelde yiyeceğimize burada yiyelim dedik ve içeri girdik.

Kuzey İskandinavya'ya özgü, Kuzey'in en eski yerli halkı olarak tanınan Sami halkı, Norveç, İsveç, Finlandiya ve Rusya'nın kuzeyinde yaşıyormuş. Samiler, etnik ve genetik olarak Norveçlilerden farklı. Geçmişte çok fazla ayrımcılığa maruz kaldıklarından çok az bir nüfusları kalmış. Samiler, Norveç ve İsveç dilinden çok, Fince ve Macarca ile yakından ilişkili olan kendi Sami dillerini konuşuyorlar. Artık çoğu şehirlerde yaşamaya başlamış olsa da, geleneksel Sami yaşam tarzı balıkçılık ve avcılık. Ren geyiği de temel gıda maddelerinden biri. Sote Ren geyiği etinden yapılan güveç; Finlandiya, İsveç, Norveç ve Rusya’nın en iyi bilinen geleneksel yemeği. Güveçte, genellikle ren geyiğinin biftek veya sırtı kullanılıyormuş. İnce dilimlenen et, tercihen Ren geyiği yağında kızartıldıktan sonra, karabiber, tuz ve baharatla karıştırılıp, biraz su veya bira içinde, yumuşayana kadar pişiriliyormuş. Biz de bunun tadına bakmadan edemedik.

Restoranın sahibesi, çok sıcakkanlı, çık sevgi dolu, sanatkâr ruhlu bir hanımefendiydi. Sanatkarlığını, müze ve kütüphaneye çevirdiği ev-restoran mülkünden anlamışsınızdır. Yediğimiz güzel yemeklerin yanında bizlerle yaptığı uzun sohbetlere ek olarak, bir de küçük konser verdi. Balestrand’a gidecek herkese, burayı görmesini ve burada yemek yemesini rahatlıkla önerebilirim.

Geceyi otelimizde geçirdikten sonra, sabah erkenden otelden ayrıldık ve Norveç Buzullarına (Glaciers) gitmek üzere bir gemiye bindik. Gemiyle Mundal’a (Fjaerland) vardıktan sonra, buradan otobüse binilerek Norveç Buzulu Müzesine gidilebiliyor. Bu arada, Jostedalsbreen buzulunun bir kolunu görmek de mümkün. Arjantin’deki Perito Moreno buzullarını görmüş biri olarak, burada umduğum bir buzulla karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Sanırım gerçek buzullara ulaşabilmek için daha kuzeye çıkmak gerekiyor.

İletişim