KÜBA GEZİ NOTLARI 12 – 20 Eylül 2016

Küba’ya oldukça yakın sayılabilecek Brezilya’da 3 sene, Venezuela’da 2 sene yaşamama ve çok arzulamama karşın, Küba’yı görme fırsatını bulamamıştım. Bu fırsatı, ancak 2016’nın Mayıs ayında Malezya’dan ayrılıp emekli olduktan sonra yaratabildim. Küba turundan, ODTÜMİST derneği kanalıyla haberdar oldum. Geziyi; Jose Martin Küba Dostluk Derneği (JMKDD) ve Bizimada Tur birlikte organize etmişlerdi.

Tur Programı şöyleydi:

  • 12 Eylül: Havana. Eski Havana Hilton oteline (Şimdiki adı Havana Libre) yerleşme ve Devrim meydanı ziyareti.
  • 13 Eylül: Havana. Afrika evi, Kapalı Çarşı, Hemingway’in gittiği La Bodeguita restoranda yemek.
  • 14 Eylül: Havana. Puro Fabrikası, Devrim Müzesi, Flamenko gösterisi.
  • 15 Eylül: Havana’dan Cienfuegos’a ve oradan Trinidad’a geçiş. Trinidad’da oranın insanlarının evinde (Casa) kalış. Gece, müzik ve dans gösterisi.
  • 16 Eylül: Trinidad. Şeker kamışı vadisi ve çiftliği, Seramik Atölyesi ziyaret. Akşam, Küba Devrim Savunma Komitesi’nin organize ettiği sokak partisi. Gece, Casa’da kalış.
  • 17 Eylül: Trinidad’dan Santa Clara’ya ve oradan Varadero’ya geçiş. Santa Clara’da Che Mozelesini ziyaret. Varadero’da Mercure Playa De Oro tatil köyünde kalış.
  • 18 Eylül: Varadero’dan Havana’ya dönüş. Küba Dünya Halklarıyla Dayanışma Enstitüsü (ICAP) ile buluşma. Havana’da serbest zaman. Gece, Buena Vista Social Club’ta müzik.
  • 19 - 20 Eylül: Türkiye’ye dönüş.

  • Tur sırasındaki rehberlerimiz; İstanbul havaalanından başlayarak yanımızda bulunan Türk rehberimiz Yiğit ve Havana’dan itibaren bize rehberlik eden Küba’lı rehberimiz Roberto olmak üzere 2 rehberimiz oldu. Türk rehberimiz, siyaset bilimi ve sanat tarihi okumuş, entelektüel bir genç gazeteci kardeşimizdi. 9 sene önce Küba’da üniversiteye gittiğinden Küba hakkında çok bilgiliydi. Kübalı rehberimiz ise, 6 ay öncesine kadar avukatlık yapan ancak maaşının yetmemesi üzerine rehberliğe başladığını söyleyen, 58 yaşında, sempatik, akıllı, bilgi ve sevgi dolu bir Kübalıydı. Tur gezilerinde rehberler çok önemli. Doğrusu biz rehberlerden yana çok şanslıydık.

    Gezi izlenimlerimi anlatmadan önce, Küba’yı daha iyi tanımanıza ve anlatacaklarımı daha kolay kavramınıza yardımcı olabilecek bazı bilgileri (hem rehberlerden öğrendiklerim, hem de internet alıntıları ile) vermeye çalışacağım. Biraz yazıyı uzatacak ama bu yolla, Küba’ya gitmeyi düşünenlere ve gideceklere daha çok yardımcı olacağımı sanıyorum. Küba tarihini kavramak için 6 ismin tanınmasında fayda görüyorum. Jose Marti, Che Guevara, Fidel Castro, Raul Castro, Camilo Cienfuegos ve Ernest Hemingway. Küba gezisinden önce, Jose Marti’yi ve Camilo’yu tanımıyordum. Orada, Jose Marti’ye ve Camilo’ya duyulan sevgi ve saygıyı yakından gözledim. Küba kültüründe, yaşayanların heykelinin yapılmadığını rehberimizden öğrendik. Kübalılar, liderlerden bahsederken bile, direk isimleri ile anıyorlar. Fidel, Raul, Che gibi.

    Şimdi bu isimleri biraz daha yakından tanıyalım:

    Jose Marti

    Küba'nın ulusal kahramanı ve simgesi. Bir siyasetçi, devrimci, ozan, gazeteci, edebiyat profesörü ve elçi. Marti, 1853'de, Küba, İspanya'nın kolonisi iken Küba'da doğdu. Çok gençken siyasete atıldı ve İspanyol yönetimiyle çatışmaya başladı. Daha 17 yaşındayken 6 yıl boyunca çalışma kamplarında tutsak olarak tutuldu ve sonrasında İspanya'ya sürüldü. Yaşamının büyük bölümünü sürgünde geçirdi. İspanya'dayken Hukuk ve Felsefe Bölümlerini bitirdi. Daha sonra Mexico City'de edebiyat yaşamına başladı. Yıllarca şiirler, kitaplar ve gazete makaleleri yazdı. Aynı zamanda siyasi eylemlerini de sürdürdü. Küba'nın ABD'ne bağlanmasına karşı çıkıp 1892'de Küba Özgürlük Partisi'ni kurdu. 1895’te Küba'nın özgürlüğü için Küba'ya çıkartma yaptı. Hiç askeri bilgi ve tecrübesi olmadığından, başarısızlıkla sonuçlanan isyanın ilk çarpışmalarından birinde İspanyol askerlerince vurularak öldüğünde 42 yaşındaydı.

    Fidel Castro

    1926’da doğdu. 1947'de Küba Halk Partisi'ne girdi. 1947'de Dominik Cumhuriyeti'nde bir devrimci harekete ve 1948'de Bogota'daki kent ayaklanmalarına katıldı.1950'de hukuk doktoru olarak mezun oldu. 1950-52 arasında avukatlık yaptı.1953 başlarında Batista diktatörlüğünü yıkmak amacıyla küçük bir grup oluşturan Fidel, 26 Temmuz'da Santiago'daki Moncada Kışlası'na 165 arkadaşıyla birlikte bir baskın düzenledi; ama başarısızlığa uğrayarak tutuklandı. 16 Ekim 1953'te Santiago'daki Küba Yüksek Mahkemesi'nde yapılan yargılamada ‘'Sayın yargıç siz beni mahkûm edin! Tarih beni haklı çıkaracaktır!' cümlesiyle biten ünlü savunmasını yaptı. Mahkeme sonunda 16 yıla mahkûm oldu. Juventud Adasında 21 ay hapis yattıktan sonra Batista'nın emriyle cezasının geriye kalan bölümü bağışlandı.1955'te Küba'dan ayrılarak Amerika'ya geçti ve 26 Temmuz Hareketi adlı yeni bir örgüt kurdu. 2 Aralık 1956'da Granma yatıyla Küba'ya dönerek Oriente'de karaya çıktı. Burada hükûmet kuvvetleriyle girişilen çatışmalarda arkadaşlarının çoğunu yitiren Castro, aralarında Raul Castro ve Che Guevara'nın da bulunduğu 15-20 arkadaşıyla birlikte Maestra Dağlarına çekildi. Bu dağlarda iki yıl boyunca Batista'nın kuvvetlerine karşı bir gerilla savaşı yürüttü. Giderek siyasi desteğini yitiren ve bir dizi askerî yenilgiye uğrayan Batista, 31 Aralık 1958'de Dominik Cumhuriyeti'ne kaçtı.

    Castro 8 Ocak 1959’da Havana'ya girdi. Hukukçu Doktor Urrutia Leo devlet başkanlığına, Castro da başbakanlığa getirildi. Castro hükûmeti, ilk olarak fiyatları ve kiraları düşürdü. Ardından köklü bir toprak reformu başlattı. 40 hektarı geçen topraklar kamulaştırıldı ve halk çiftlikleri olarak işletilmeye başlandı. Toprakların kamulaştırılmasından zarar gören ABD şirketlerinin baskısıyla ABD hükûmeti, Küba'ya karşı ekonomik ambargo uygulamaya başladı.

    1961'de Küba Komünist Partisi genel sekreterliğini üstlenen Castro, ülke içinde çok yönlü ve kapsamlı politikalar uygulamaya başladı. Okuma yazma seferberliği sonunda okuryazarlık oranı %90'ın üzerine çıktı. Yeni okullar açılarak eğitim olanakları yaygınlaştırıldı. Zenginlik kaynaklarının, ulusal gelirin ve sağlık hizmetlerinin dağılımında köklü değişiklikler gerçekleştirildi. İşsizlik büyük ölçüde ortadan kaldırılırken herkese çalışma yükümlülüğü getirildi. Bütün bunlara karşın bir tek şekere dayalı Küba ekonomisini dönüştürme yönündeki çabalar başarılı sonuçlar vermediğinden 1970'lerin ortasından başlayarak ortaya çıkan önemli sıkıntılar SSCB'nin mali desteği ile çözülmeye çalışıldı. Küba'da ilk kez yerel seçimlerin yapıldığı 1976'da Devlet Konseyi ve Bakanlar Kurulu başkanlığını üstlenen Castro, güçlü ve merkezi bürokrasiye dayanarak toplumsal ve ekonomik yaşamdaki yönlendirici rolünü sürdürdü.

    Ekonomisi bir tek şekere dayalı bir ülke olan Küba, öteden beri ABD'ye sattığı şekeri SSCB'ye (Sovyetler Birliği) satmaya başladı. ABD şirketlerinin elindeki rafineriler, şeker karşılığında SSCB'den alınan ham petrolü işlemeyi reddedince, Castro bu rafinerileri devletleştirdi. Bu gelişme ABD ile Küba'nın arasını daha da açtı. CIA Castro'ya yönelik suikast plânları hazırlamayı sürdürdü. SSCB başkanı Kruşçev'in Küba Bunalımı sırasında ödün verdiğini öne süren Castro, 1968'e değin bağımsız sosyalist bir politika izledi. Güney ve Orta Amerika ile Afrika'daki devrimleri destekleyici bir tutum aldı. Aynı dönemde Bağlantısızlar Hareketi'nin önderlerinden biri durumuna geldi. 1968'den sonra SSCB ile ilişkilerin düzelmesi doğrultusunda başlayan askeri ve ekonomik yakınlaşma süreci içinde SSCB'ye dönük bir dış politika izledi. 1975'te Angola'daki iç savaş sırasında Angola Halk Kurtuluş Cephesi'ni desteklemek amacıyla Kübalı askerler gönderdi. Bunu Etiyopya ve başka ülkelere gönderilen Kübalı askerler izledi. 1980'lerde Küba'nın yurt dışındaki asker sayısı 40 bine ulaştı. 1990’dan sonra SSCB’yle ticaret hacminin gitgide küçülmesi ve Sovyet yardımlarının ortadan kalkması, 1990-1994 tarihlerinde Kübalıların Kara Dönem olarak adlandırdıkları çok ciddi açlık sorunlarının da yaşandığı bir döneme yol açtı. Fidel Castro 31 Temmuz 2006 tarihinde sağlık problemleri nedeniyle yetkilerini geçici olarak başkan yardımcısı ve kardeşi Raul Castro'ya devretti. 19 Şubat 2008'de de, bir açıklama yaparak, 1976 yılından beri yürütmekte olduğu Küba'nın en yüksek yönetim organı olan Devlet Konseyi Başkanlığı görevini bıraktığını açıkladı. Kasım 2016’da vefat etti.

    Ernesto Che Guevara (Che, daha sonra takılan adıdır)

    İspanyol ve İrlanda asıllı bir ailenin çocuğu olarak 1928’de Arjantin’de doğdu. Sol eğilimli üst sınıf bir ailede yetişti. Her ne kadar yaşamı boyunca onu etkileyecek olan astım krizlerinden ızdırap çekse de mükemmel bir atlet oldu. 12 yaşından itibaren yerel satranç turnuvalarına katıldı, ergenlik döneminde şiire, daha sonra fotoğrafçılığa merak saldı ve vaktinin önemli kısmında insanları, gittiği yerleri ve sonraları da arkeolojik alanları fotoğrafladı.

    1953'te tıp öğrenimini bitirdikten sonra, sosyalizmin ancak silahlı mücadele sonunda elde edilebileceği ve bu koşulları da ancak silahlanmış bir halkın savunabileceği yönündeki düşüncelerinden dolayı; Bolivya, Peru, Ekvador, Panama, Kosta Rika, Nikaragua, Honduras ve El Salvador'dan geçip Guatemala'ya vardı. 1954’te, Raul Castro ile ve 1955’te, hapishaneden salıverilen Fidel Castro ile tanıştı. Che, Castro’nun aradığı devrim lideri olduğunu düşünerek Küba diktatörü Batista’yı devirmek için kurulan ‘’26 Temmuz Hareketi’’ne katıldı. 25 Kasım 1956’da Veracruz’dan Küba’ya doğru yola çıkan Granma yatı ile karaya çıkar çıkmaz Batista’nın askerlerinin saldırısına uğrayan ekibin yarısı hemen orada veya yakalandıktan sonra öldürüldü. Hayatta kalan 15–20 isyancı Batista rejimine karşı gerilla savaşına başladı. Yoldaşları tarafından cesareti ve askerî yeteneğiyle saygı gören Che, bir lider, bir ‘’Comandante’’ oldu. 1958 Aralığında Küba devriminin en önemli olaylarından olan Santa Clara’ya saldıran "intihar timi"ni yönetti. Devrim hükümetinde Ulusal Toprak Reformu Enstitüsü’nde önemli bir göreve geldi ve sonra Küba Merkez Bankası’nın başkanı oldu. Ancak devrim yolunda yabancı topraklarda savaşmak amacıyla, hükümet, parti ve ordu içindeki tüm görevlerinden istifa edip Küba'dan ayrıldı.

    1967'de Bolivya Ordusu ile çarpıştı. 8 Ekim'de kampı kuşatıldı ve yakalandı. 15 Ekim'de Castro, Che’nin öldüğünü açıklayıp Küba'da üç günlük yas ilan etti. 1997 yılında, Che’nin elleri olmayan cesedinden kalan kemikler, Vallegrande yakınlarındaki bir uçak pistinin altından kazılarak çıkarılmış, DNA testiyle kimliği tespit edildikten sonra Küba'ya getirilmiş. Cesedinden kalanlar, Bolivya'daki gerilla harekâtı sırasında ölen yoldaşlarından altısıyla birlikte, Küba Devrimi'nin başarısını belirleyen savaşı kazandığı Santa Clara'da özel olarak hazırlanan anıtmezara askerî törenle gömülmüş.

    Camilo Cienfuegos

    1932’de dünyaya geldi. Batista başkanlığını devirmek için birçok yeraltı çalışmasına katıldı ve Küba Devriminde önemli bir rol oynadı. Fidel, Raul ve Che ile birlikte devrimin en önemli liderlerinden biri olarak kabul ediliyor. 1940’ta Havana'ya geldi, 1948’den itibaren siyasi gösterilere katılmaya başladı. 1954’de Batista iktidarına karşı mücadele eden öğrenci grupları arasında yer aldı. Polis tarafından takip edildiğinden, önce ABD'ye oradan da Meksika'ya kaçtı. Burada, Küba'ya çıkartma yapmak üzere hazırlanan Fidel ve Che ile tanıştı, Granma yatıyla, onlarla yola çıktı. Çatışmadan sağ kurtuldu ve Che ile birlikte silahlı mücadeleye devam etti. 1958 yılında Fidel tarafından komutanlığa terfi ettirildi. 28 Ekim 1959’de uçak kazasında hayatını kaybetti.

    Raul Castro

    Raul Castro, ailesinin 7 çocuğundan en küçüğü. Gençliğinden itibaren sıkı bir sosyalist olarak, sosyalist dernek ve kuruluşlarda yer alıp faaliyetlerine katıldı.1953’ten itibaren 26 Temmuz Hareketi’nin askeri operasyonlarına katıldı. Küba devriminde büyük rol aldı. Granma yatıyla Küba’ya gelmiş ve çatışmadan sağ kurtulmuştur. 1 Ocak 1959’da zafer kazanılınca Devrimci Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığına atanmış ve bu görevi 2008’e kadar sürdürmüştür.31 Temmuz 2006’da Fidel’in rahatsızlığı nedeniyle yetkilerini devralmış, 2008’de, ikinci Cumhurbaşkanı ve Küba Komünist Partisi Birinci Sekreteri olmuştur. Nisan 2011’de kendi başkanlık yetkilerini kısıtlamış, Çin’deki ekonomik sisteme benzer bir şekilde özel teşebbüse ve yabancı yatırıma izin vermiştir. 2013’te tekrar başkan seçildi ve 2018’de başkanlığı bıraktı.

    Ernest Hemingway ve Küba İlişkisi

    Ünlü Amerikalı yazar Ernest Hemingway’in 1. Dünya Savaşı'nı anlatan Silahlara Veda romanı 1929’da yayınlandı.

    Hemingway, 1936'da Florida'da savaş muhabiri Martha Gellhorn ile tanıştı ve İspanya İç Savaşı sırasında birlikte İspanya’ya gittiler. (2012’de çekilen ve başrollerini Nicole Kidman ile Clive Owen’ın muhteşem bir şekilde oynadığı "Hemingway & Gelhorn," filmini seyredenler bu müthiş aşkı bilirler. Görmediyseniz görün derim.) Eşinden ayrılmak isteyen Hemingway, 1939’da Küba'ya gidip Havana'da bir otele yerleşti. Martha Gellhorn da yanına geldi. Hemigway’in boşanmasının ardından evlenen çift, Havana yakınında bir çiftlik satın alıp orada yaşadı. Hemingway, en başarılı eserlerinden olan ve İspanya İç Savaşı'nı anlatan "Çanlar Kimin için Çalıyor" adlı eserini 1940’ta tamamladı. Bu eser ile 1941 Pulitzer Ödülü’ne aday gösterildi; ancak bir jüri üyesinin karşı çıkması sonucu ödül verilmedi. Çin-Japon Savaşı’nı gazeteci olarak izleyen eşiyle birlikte Çin’e gitti. Çift, ABD’nin II. Dünya Savaşı’na girmesinden önce Küba’ya döndü. 1944’te savaş muhabiri olarak birlikte Avrupa’ya gittiler. 1945'te Martha Gellhorn’dan boşanan Hemingway, 1946'da Londra'da Time gazetesi muhabiri Mary Welsh ile tanıştı. Çift, 1946 Mart'ında Küba'da evlendi ve 1959'a kadar hayatlarını Küba'da sürdürdü.

    Hemingway, 1952’de Küba’daki küçük balıkçı köyü Cojimar’daki balıkçıdan esinlenerek ‘’İhtiyar Balıkçı ve Deniz’’ romanlarını yazdı. “İhtiyar Balıkçı ve Deniz” romanı, 1953'te Pulitzer Ödülünü, 1954 yılında Nobel Edebiyat ödülünü getirdi. Hemingway, 1959’daki Küba devriminden sonra da Küba’ya gelip gitmeye devam etti. 1961’de evinde, kendini av tüfeği ile vurarak hayatına son verdi. Hemingway’in bir bar duvarına yazdığı "My mojito in La Bodeguita, My daiquiri in El Floridita" sözünden dolayı hem bu içkiler, hem de bu barlar, Küba gezilerinin olmazsa olmazları haline gelmiş. Gidenlerin bunları tatmadan dönmeyeceğine, mümkünse bu barları da ziyaret edeceğine de eminim. Ben yaptım.

    Bu anlattıklarımdan sonra sanırım okuyucular da katılır ki, Hemingway’siz bir Küba ve Küba’sız bir Hemingway eksik kalır. Yeri gelmişken, Küba içkilerini, Mojito ve Daiquiri’yi de anlatayım.

    Rum (Rom) ve Bacardi

    Küba’lılar Ron diyor. Rom şeker kamışından yapılıyor. Alkol derecesi en az %38 olup, %84’e kadar değişen sert bir içki. Küba’nın milli içkisi olarak kabul edilebilir. Genel olarak beyaz Rom kokteyl olarak, esmer Rom ise buzla içiliyor ancak şartta değil. Esmer romun rengi karamel ile verilmekteymiş. Bacardi ise, Küba'da yaşayan İspanyol damıtımcı Bacardi tarafından, romun daha rafine ve rahat içimli bir hâle getirilmişi. 1950’lere kadar Küba’da üretim yapan Bacardi ailesi daha sonra Amerika’ya göç etmiş ve üretimine Amerika’da devam etmiş. Üretimi Amerika’da yapıldığı halde hala Küba Romu olarak pazarlanmakta, Küba’nın itiraz ve müdahalelerine rağmen Amerika bu istekleri göz önüne almamaktaymış. Kübalılar bu işe çok kızıyor.

    MOJİTO (Mohito okunuyor)

    Dünyanın en ünlü kokteyllerinden biri. Küba’daki barlarda Hierba Buena (acılı nane), şekerkamışı şekeri, lime(laym) suyu ve beyaz Rom ile hazırlanıyor. 1946’da La Bodeguita del Medio’nin patronu Draquecito’ya (korsanların şekersiz, sert rom içkisi) şeker, limon ilave etmiş ve icat ettiği kokteyle “mojito” adını vermiş. Mojito zamanla Küba’nın ulusal kokteyli haline gelmiş.

    LE DAIQUIRI

    Küba’daki sayısız efsanelerden birine göre bu sert kokteyl, Ernest Hemingway ve “Floridita” barının sahibi Constantino Ribalaigua tarafından keşfedilmiş. Orijinali, beyaz rom, şeker, yeşil limon ve kırılmış buz parçacıklarıyla hazırlanıyormuş. Hemingway ise duble romlu ve şekersiz içermiş. Aşağıdaki fotoğrafta beni daiquiri içerken göreceksiniz. Kadeh, adeta ağzına kadar karla doldurulmuş gibi geliyor. Serinlemek için müthiş bir lezzet. Hemingway her sabah saat 10’da Floridita barına gelir, sandalyesine oturup daiquirisini içermiş.


    Floridita bar ufak bir bar. Görünce şaşırdım. Sebebini hatırlayamıyorum ama bir nedenle orası kapalıydı. O yüzden biz de gidip yakındaki Sloopy Joe’s bar’ında Daiquirimizi içtik.

    Gelelim Mojitonun yaratıldığı iddia edilen La Bodeguita del Medio’ya. Havana’daki ikinci akşamımızda bu restorana gittik. İki katlı restoran, tek bir salondan oluşmuyordu. İçeride, duvarlarında Hemingway’in de fotoğrafları asılı olan, birçok geniş oda ve küçük salonlar vardı.

    Hemingway’inkilere ilaveten, restorana gelmiş onlarca meşhur insanın fotoğrafları da duvarları kaplamıştı. Fotoğraflardan artan yerler ise gelenlerin yazdıklarıyla, imzalarla doldurulmuştu. Duvarlarda dokunulmamış yer yoktu diyebilirim. Hatıralarla dolu bir ortamda, bol müzikli, şahane bir akşam yemeği oldu. Aşağıda, restoranda çektiğim bazı fotoğraflar var.

    Bizim turumuzu organize eden ve katkılarıyla, normal bir turistik gezi havasından farklı şekilde Küba’yı tanımamıza olanak sağlayan JMKDD (Jose Martin Küba Dostluk Derneği), 2002 yılında kurulan ve başlıca amacı, kültürel ve sanatsal etkinliklere öncülük etmenin yanı sıra toplumsal, tarihi ve turistik alanda da Küba ile ilgili kamuoyu yaratmak olan bir dernek.

    İletişim