KAZAKİSTAN GEZİ ve BİLGİ NOTLARI ( 2000 – 2002)

Gezi Notlarımı ancak emekli olduktan sonra düzenleme fırsatını bulabildim. Bu nedenle, geziyi yaptığım tarihle, notlarımı yazdığım tarih arasında seneler geçtiğinden, her şeyi hatırlama şansım olmamasına karşın, elimdeki notlardan ve fotoğraflardan yola çıkarak, gördüğüm yerleri olabildiğince anlatmaya çalıştım. Verdiğim bilgiler, bulunduğum döneme ait olup, aradan geçen zaman içerisinde, anlattıklarımla ilgili bazı değişiklikler olmuş olması çok mümkündür. Lütfen notları bu gözle okuyun.

Kazakistan’da bulunuşumun sebebi turistik bir gezi değildi. 2 sene, orada Atrau şehrinde çalıştım ve yaşadım. Dolayısıyla anlatacaklarım Atrau ile sınırlı kalacak. Başkent Almaata’nın çok güzel bir şehir olduğunu duydum ama oraya sadece transit olarak uğradım, şehri göremedim. Zaten başkent, 1997'den sonra, eskiden Astana olarak bilinen Nur-Sultan (ismini o zamanki başkan Nur Sultan Nazarbayev’den alıyor) oldu. Ülkenin en büyük şehri ise, hâlâ Almaata.

Kazakistan, Ural Nehri'nin iki yanında yer aldığından hem Avrupa, hem Asya’da yer alan, çok büyük arazili ama az nüfuslu bir cumhuriyet. Kazakistan dünyanın sekizinci en büyük ülkesi. Buna karşın 18 milyonluk bir nüfusu var. Ülke çok geniş olduğundan, ülkede 2 ayrı saat dilimi uygulanıyor. Kazakistan’da yaşadığımız Atrau şehri Ural nehrinin Hazar denizine döküldüğü yerdeydi. Ural nehrinin bir tarafı Avrupa, diğer tarafı Asya olduğundan, İstanbul ve Çanakkale gibi, iki kıtada yer alıyordu Atrau. Her gün işe giderken Avrupa tarafına geçer, akşam, Asya tarafındaki evimize dönerdik.

Atrau’nun yazları çok sıcaktı ama kış gecelerinde eksi 25 civarına inen hava sıcaklığı, gündüz bile artıya geçmiyordu. Atrau’da her yer diz boyu çamurdu ve soğuktan çamurlar donduğu zaman ayaklarımız kirlenmediği için memnun oluyorduk. Şehrin, bir tek asfalt yolu vardı, o da biz gelmeden sadece bir sene evvel yapılmış. Atrau’nun en önemli özelliklerinden biri de kışın bile binaların sıcak yerlerine saklanıp yaşamlarını sürdürmeyi başaran büyük sivrisinekleriydi. Yazın sokakta hiç rahat vermezlerdi. O kadar çoklardı ki, restoranlara gittiğinizde, garsonlar, ücretsiz olarak açık yerlerinize sinek kovucu spreyden sıkarlardı.

Kışın, Ural dağlarından doğarak Hazar denizine dökülen Ural nehri de donuyor, insanlar donmuş nehrin üzerinde buz hokeyi oynuyorlardı. Arabalar, köprüden geçmek yerine doğrudan nehrin üzerinden gidebiliyordu. Zaman zaman belediye, buzu belli yerlerden kırıp, suya hava basıyordu balıklar ölmesin diye. Balıkçılar balık avlamak için matkaplarıyla buzu deliyorlar, oradan balık avlıyorlardı. Aşağıda donmuş Ural nehrinden fotoğraflar var.

Yumurtlama zamanlarında, havyarlarıyla (balık yumurtası) ünlü, meşhur mersin balıkları Hazar denizine indiklerinden, Atrau, dünyanın en bol havyar toplanan yerlerinden biriydi. Burası, lezzetli ve pahalı siyah havyarıyla tanınıyordu.

Şehirde, çok az mağazada, devletten sertifikalı havyarı, çok küçük miktarlarda ve pahalı olarak satın alabilirdiniz. Havyarın ülke dışına çıkışında da çok sıkı kurallar vardı. Ülke dışına en fazla 100 gramlık teneke kutularda, devletin fabrikasında hazırlanan sertifikalı havyarı çıkartmaya izin vardı. O zamanlar, 100 gram havyar, 25 dolardı duty free dükkânında. Buna karşılık, pazarda, el altından (tezgah altından) kaçak olarak kilolarca kaliteli havyarı çok ucuza satın alabilirdiniz.

Kazakistan’da maalesef, Atrau dışında bir yer görme şansım olmadı. Kazakistan’dan aklımda kalan şeylerden bazılarını aşağıda anlatmaya çalışayım.

Bizim ofisimiz, şehrin merkezi bir meydanındaydı. Bir gün içerisinde, Nevruz kutlamaları için ofisimizin önündeki meydanda kuruluveren kocaman çadırları gördüğümde şaşırmıştım. Nevruz kutlamalarına, bütün diğer Türki cumhuriyetlerde olduğu gibi, Kazakistan’da da çok önem veriyorlar. Çadırlar kuruldu, geleneksel kıyafetleri giymiş olan Kazaklar, kimisi yaya, kimisi atlar üzerinde yollarda yürüyüp, gösteriler yaptılar. Aşağıdaki gibi, çapı 10 metreden büyük, onlarca çadırı bir gecede kurdular. Çadırlar, hem çok estetik, hem çok sağlamdı. İçerisinde yemek pişirilen ve mutfak – yemekhane gibi kullanılanı bile vardı. Büyük yemekhane çadırlarında geleneksel kazak yemekleri sunulup yenildi.

Ufak sayılabilecek bir Rus sirki gelmişti Atrau’ya. O sirkte, bir Rus kadının, kedileri eğittiğini ve onlara aslan ve kaplanlarla yapılanlara benzer gösteri yaptırabildiğini ilk ve hatta son defa görmüş ve şaşırmıştım. Hemen herkesin bildiği gibi, aslan ve kaplanlar eğitilebilir ama kediye söz geçirmek çok zor iştir.

Bir başka zamanda, Rusya’dan, Mumya müzesi gelmişti Atrau’ya. Sunumu yapılan mumyalar çok kaliteli olmamakla birlikte oldukça fazla sayıda, tanınmış Rus’ların mumyaları vardı.

Bir başka zamanda, Rusya’dan, Mumya müzesi gelmişti Atrau’ya. Sunumu yapılan mumyalar çok kaliteli olmamakla birlikte oldukça fazla sayıda, tanınmış Rus’ların mumyaları vardı.

Atrau’daki ‘’Tarih Suçsuzdur’’ parkını hatırlıyorum. Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra, bağımsızlıklarını ilan eden bütün yeni cumhuriyetlerde, eski Sovyet liderlerinin, özellikle Marx, Lenin ve Stalin’in heykelleri kırılmış, yıkılmış ve çöplüklere atılmıştı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nur Sultan Nazarbayev ise, bu heykelleri atmak yerine toplamış ve Atrau’daki ‘’Tarih Suçsuzdur’’ adını verdiği büyük bir parka yerleştirmişti. Bu parkta, bazıları 10 metreden uzun olan büyük heykeller olduğu gibi, nispeten küçük büstler de vardı. Gerçi zaman zaman, parktaki, bazı kolayca devrilebilecek büstlerin, bu eski liderlere öfkeli insanlar tarafından yere atıldığını, hatta affedersiniz yere atılan büstün üzerine pislendiğini bile görmüştüm ama yine de park özünü ve anlamını koruyordu. Çok büyük olan heykellere bir şey yapamazlardı ama onların da üzerlerine, yerden aldıkları çamurları atarlardı.

Bu park olayını, Nazarbayev’in geçmişi yanlışlarıyla kabul edip, saygıyla bakmasını ve doğru hoş görüsünü, diğer taraftan ise bazı insanların tatsız tahammülsüzlüğünü göstermek için anlattım.

Özbekistan cumhurbaşkanı Kerimov gibi Nazarbayev de ülkesini ileriye taşıyan önemli bir liderdi. Diğer cumhuriyet liderleri zaman içerisinde ya öldüler, ya yerlerini başkasına bıraktılar ama Nur Sultan Nazarbayev halen hayatta ve istifa etmesine karşın halen yönetimde etkili ve üstelik Türki Cumhuriyetlerin Aksakalı (sözü dinlenen bilge kişisi) olarak kabul ediliyor.

Aşağıda, bu parktan bazı fotoğraflar var.

Genel olarak Kazaklar yabancı sevmeyen, aksi insanlardı. Özellikle gençlerin aşırı bir yabancı düşmanlığı vardı. Sebep olmaksızın gece sokakta yalnız yakaladıkları her milletten yabancıyı döverlerdi. Amerikalı, Türk, İngiliz, fark etmezdi. Geceleri sokakta yakaladıkları birçok şantiye çalışanımızı da sebepsiz yere dövdüler. Bu yüzden, yabancılar için gece sokakta dolaşmak tehlikeliydi. Avustralyalı bir mühendisi ciddi şekilde dövmüşler, hastanelik etmişlerdi. Bizim Türk işçilere saldırıp, kavga ettikleri de oluyordu. Sadece hırsızlık amacıyla, bizim Kazak olan kadın muhasebecimizin çantasını almaya çalışıp, onu yerlerde sürüklediklerini, iş bitiminden sonra şirkette fazla mesaide çalışan ve geç saatte evine dönen personel şefimizin durup dururken feci şekilde dayak yediğini ve canını zor kurtardığını da hatırlıyorum.

Çalışırken, Kazak işçilere laf geçirmek de zordu. Türk formenler, kendilerine biraz sert şekilde talimat verse veya bir kusurlarından dolayı kızsa, sen bana bağıramazsın der, protesto eder, hatta işi kavgaya dönüştürürlerdi. Adamları disiplinsizlikten dolayı işten çıkartamazdık. En ufak problemde mahkemeye giderlerdi ve mahkeme hep onların lehine karar verirdi. Bunun aksi mümkün değildi.

Kazakistan Gezi Notlarının sonu!

İletişim