JAPONYA GEZİ ve BİLGİ NOTLARI Eylül 2014 – Ekim 2015

2014’ün Eylül ayından sonraki 1 sene boyunca Japonya’da, bir Japon şirketinde çalışıp, orada yaşadım. Japon şirketinde zaten yaklaşık 9 senedir çalışıyordum ama ilk defa Japonya’ya gittim.

Her ne kadar, bu olaya Gezi Notlarımı yazmak için başladıysam da, burada turist olarak bulunmaktan çok, halkın içerisinde yaşayan bir insan olarak burada yazdıklarım, ‘’Japonya Gezi Notları’’ olmaktan çok, ‘’Japonya Gezi ve Bilgi Notları’’ oldu.

Bu yüzden, Japonya notlarımı, ötekilerden farklı bir şekilde sunmamın daha uygun olacağını düşündüm ve bunu makale gibi parçalara ayırdım. Umarım yaptığım bu bölümleme, okuyucuların, anlattıklarımı daha kolay izlemesine ve kavramasına yol açacaktır.

1) Giriş

2) Tokyo ve Tokyo Civarı

  • Ginza caddesi
  • Tsukiji balık pazarı
  • Skytree
  • Asakusa
  • İmparator bahçeleri
  • Takeshita caddesi ve Shibuya
  • Meiji tapınağı
  • Tokyo camisi
  • Ryogoku
  • Tokyo nehrinde gemi turu
  • Ueno
  • Hamarikyu bahçeleri
  • Göl gezisi ve kiraz bahçesi

3) Chiba

  • Chiba hayvanat bahçesi
  • Funabashi
  • Narita

4) Nikko

  • Toshogu tapınağı
  • Şelale
  • Edoland

5)Kamakura

6)Kyoto

  • Gion
  • Filozofun yürüyüş yolu
  • Toji tapınağı
  • Tenryuji tapınağı
  • Ryoanji kaya bahçesi
  • Kinkakuji tapınağı ve altın köşk
  • Nijojo kalesi
  • Kiyomizudera tapınağı
  • Sanjusangendo tapınağı
  • Hokanji tapınağı
  • Higashi Honganji tapınağı
  • Korinin tapınağı
  • İssen Yoshoku restoranı
  • Kyoto beef
  • Kyoto’da otobüs yolculuğu
  • Kyoto tren istasyonu

7)Sakura şehrinde Samuray evleri

  • Sakura şehrinde Hollanda bahçesi

8)Yokohama

  • Cup Noodle müzesi
  • Bebek müzesi
  • Landmark kulesi
  • China Town
  • Sankeien bahçesi
  • Yokohama Sanat Müzesi
  • Yokohama gemi turu
  • Yamashita parkı

9)Japonya’da genel yaşam

  • Sigara
  • Çok katlı otoparklar
  • Yüz maskesi kullanımı
  • Marketler
  • Engellilere gösterilen kolaylıklar
  • Deprem
  • Mezarlıklar
  • Japon paraları ve kredi kart kullanımı
  • Yabancılara gösterilen ilgi
  • Park ve bahçeler
  • Görgü kuralları
  • Seçim propagandası
  • Telefon kullanma adabı
  • Asansörler
  • Zamana saygı
  • Ev yaşamı
  • Japonya’da sokak arasında ev yapımı
  • Hava alanları
  • Trafik
  • Bisikletler
  • Otobüsler
  • Tren ve metro
  • Yerüstü kabloları
  • Midye toplama
  • Yiyecek – İçecek
  • Kedi, köpek
  • Tuvaletler
  • Takvim
  • Otomatik satış makinaları
  • Mobil telefon
  • Onsen
  • Hanko
  • Elektrik tesisatı
  • Aikido
  • Kimono
  • Sakura
  • Sonbahar yaprakları
  • The great waves of Kanagawa

1) GİRİŞ

Evim ve işyerim, Tokyo’ya komşu bir eyalet olan Chiba’nın Narashino şehrindeydi. İşyerim Shin Narashino, evim ise Tsudanuma mahallesindeydi. Otobüsle, evden işyerine 20 - 25 dakikada rahatça gidebiliyordum. Bindiğim otobüs durakları, ilk ve son durak olduğundan hep oturarak gitme şansım olduğundan, yolculuk boyunca etrafı seyredebiliyordum.

Japonya’da geçirdiğim süre içerisinde Narashino bölgesine ek olarak, Tokyo, Kyoto, Osaka, Yokohama, Kamakura ve Nikko şehirleri ile Chiba eyaletindeki Narita’yı gezip görme fırsatım oldu.

Chiba, Chiba Eyaletinin başkenti ve en büyük şehri ve aynı zamanda Büyük Tokyo Bölgesi'nin bir parçası. Narita Uluslararası Havaalanı ve Tokyo Disneyland, Chiba’da yer alıyor. Tokyo, Japonya'nın başkenti ve en kalabalık şehri. Sadece Tokyo merkezinin, 14 milyon civarında nüfusu var.

Japonya’da 1192-1868 yılları arasında, bizdeki derebeyliklerine benzer, Şogun denilen, babadan oğula geçen askeri, feodal yönetim sistemi uygulanıyormuş ve bu dönemde başkent Kyoto imiş. Şogunlar, yasal olarak imparatorların denetiminde olmalarına karşılık, ülkenin gerçek sahibi gibi muamele görürlermiş. 1868’de son Şogun, yerini imparator Meiji’ye bıraktıktan sonra, hem Şogunluk son buldu, hem de Kyoto'daki imparatorluk başkenti, Tokyo’ya taşındı.

Tokyo, çok büyük bir metropol. Ben birçok hafta sonu Tokyo’ya günü birlik gittim. Tokyo’da merkezden uzak bölgelerde gezilecek birçok yerler var ama Tokyo merkezinin, temiz ve modern bir şehir olmasının dışında, kültürel anlamda etkileyici bir özelliğini bulamadığımı söylesem yalan olmaz.

Japonya’ya alışveriş yapmaya gidenler için, pahalı markalarla dolu caddelerde (meşhur Ginza caddesi ve Shibuya merkezi veya Akihabara elektronik malzeme cenneti gibi) gezmek cazip gelebilir. Benim ise o konuya hiç merakım olmadığından, alışverişle ilgili bilgi veremeyeceğim.

Her ne kadar Shibuya bölgesi, bir elektronik malzeme merkezi ise de, Shibuya yakınındaki Meiji Hanedanına ait tapınak ve bahçesi ile Tokyo Tower, benim ilgimi çeken, mutlaka görülmeli diye tavsiye edebileceğim yerler.

Aşağıdaki paragraflarda, Tokyo merkezinde olmasa bile, Tokyo olarak kabul edilebilecek yerleşim yeri içerisindeki, gezilip görülecek yerlerle ilgili daha detaylı bilgi vereceğim.

Diğer taraftan, Tokyo’da imparator bahçelerini gezerken rast geldiğim geleneksel Japon sanatlarının ve danslarının yapıldığı folklorik sokak gösterilerini büyük bir zevkle ve hayranlıkla izlediğimi söyleyebilirim. Bu gösterilerin, imparatorun doğum günü için yapıldığını öğrenmiştim. İmparator bahçelerini gezmek ve nehirde gemiyle gezinti yapmak ise en turistik aktivitelerden biri gibi duruyor. Tokyo yakınındaki Asakusa da, Tokyo’dan çok daha değişik bir hava taşıyan, görülmesi gereken bir yer bence. Burada, Tokyo’dan farklı olarak, geleneksel kimono giysileriyle dolaşan pek çok kadın görmeniz de mümkün.

Japonya’da, her ne kadar tren istasyonlarının çoğu hem metro, hem tren için müştereken kullanılsa bile, trenler metrodan daha yaygın kullanılıyor diyebilirim. İş arkadaşlarımın çoğu işe gelmek için bisiklet veya tren kullanıyordu. Arabası olanlar bile, gece Ekip Yemeği (Team Building) yapılacağı zaman, özellikle arabalarını bırakıp trenle gelirlerdi. Bunun sebebi, Japonya’daki içkili araba kullanma cezalarının aşırı ağır ve ürkütücü olması ve arabalar için yakınlarda park yeri bulabilme güçlüğü. Bu yüzden, restoran ve barlar, genelde tren istasyonları civarında yoğunlaşmış durumda. Herkes rahatça içkisini içip, metro veya trene binip evine gidiyor.

Şehirlerarası taşımacılıkta da, tren kullanmak en uygun çözüm. Kısa mesafeler için normal trenler kullanılırken, uzak mesafeler için Shinkansen denilen çok hızlı trenler kullanılıyor. En hızlı olanı Nozomi denilen tren. Demiryolu ağı çok yaygın olduğundan, kendinize en yakın istasyondan yola çıkıp, gerekirse birkaç aktarma yaparak, gitmek istediğiniz yere varabilirsiniz. Küçük istasyonları kullanıyorsanız, aktarma yapmanız şart diyebilirim. Aktarma yapmaktan endişelenmeyin. İstasyonlardaki tren peronlarını gösteren bilgi tabelalarından, gitmek istediğiniz noktaya hangi perondan gidilebileceğini kolayca bulabilirsiniz ama kafanız karışırsa, görevlilere sorduğunuzda yabancılara çok yardımcı olurlar. Başlarda, bilet almasını beceremediğim zamanlarda, görevli kızın gişedeki yerini terk edip, benimle gelip biletimi almama yardımcı olduğunu bile söyleyebilirim. Zaten Japonlar çok nazik ve yardımsever insanlar. Marketlerde bir ürün aradığınızda, çalışanlara bir şey sorarsan, seni aradığın ürünün yanına kadar getirirler. Tarif edip yollamazlar seni. Bir adresi ararken, elimdeki adresi gösterdiğim, hiç İngilizce bilmeyen yaşlı bir adam, 20 dakika benimle sokak sokak dolaşıp, beni adresini aradığım kapıya kadar getirmişti. Üstelik, telefonla bir arkadaşından da yardım almıştı. İlgisine karşılık veremediğim için çok mahcup olmuştum.

Kyoto, mutlaka görülmesi gereken bir şehir. Eski imparatorluk başkenti olduğu için, bütün şehir tarihi binalar ve Budist tapınakları ile dolu. Tokyo ile karşılaştırılamayacak, çok farklı bir atmosferi var. İlk defa gidince bile, zorlanmadan otobüsle belli yerlere kolaylıkla gidilebilecek ve yürüyerek dolaşılabilecek derecede sakin ve diğer yandan, etkileyici bir şehir. Japonya’ya giden bir turistin mutlaka Kyoto’yu görmesi gerekir diye düşünüyorum.

Trenle, Tokyo’dan Yokohama’ya yarım saatte gidilebiliyor. Yokohama çok modern bir şehir. İç kısımlarını gezmedim ama bütün gezilecek yerler sahilde gibiydi. Ayrıca güzel bir gemi turu yaparak Yokohama’yı denizden de seyredebilirsiniz. Chiba’dan Yokohama’ya trenle, 1 saat 40 dakikada rahatça gidebilirsiniz.

Osaka, profesyonel Sumo güreşlerinin yapıldığı en önemli şehirlerden biri olduğundan, şehrin her yerinde Sumo güreşçileriyle ilgili bir şeyler bulmak ve Sumo güreşçilerine hizmet veren restoranlarda enteresan yemekler yemek mümkün.

Bir sene oldukça uzun bir zaman dilimi olduğundan, bu yazıda, gezdiğim yerleri anlatmaktan çok, Japonya’da en çok dikkatimi çeken ve enteresan bulduğum anıları ve konuları da aktarmayı tercih ediyorum. Sanırım bu tür bir sunum, okuyucuların daha çok ilgisini çekecek.

Bu arada, daha fazla bilgi edinilebilmesi için, gördüğüm yerlerle ilgili bazı fotoğraflar göstereceğim.

2) Tokyo ve Tokyo Civarı

Tokyo Ginza caddesi:

Ginza, Tokyo’nun en ünlü caddesi. Yüksek ve gösterişli binalarla dolu.

Sokak gösterilerine katılan gençlerden iki tanesiyle yukarıdaki fotoğrafı çektirdim. Bu fotoğrafta dikkatinizi çekmek istediğim 2 husus var.

  • Genellikle Japonlar, diğer sarı ırk insanları gibi kısa boylu ve ufak tefek olarak bilinir ama, genç nesil içerisinde artık, çok fazla sayıda iri yarı olanlar var. Sanırım beslenmeye bağlı olarak nesil değişmiş.
  • Japonlar hâlâ çok parmaklı çorap kullanıyorlar. Ben ilk defa Özbekistan’da Japon şefim, ayağının birini toplayarak iskemlede otururken, hareket eden şeylerin parmak olduğunu anlayınca çok şaşırmıştım. Dikkatli bakınca, eldiven gibi, 5 parmaklı çorabı görüp, ona sipariş etmiş ve getirince hemen kullanmaya başlamıştım. Türkiye’de her gören çok şaşırıyordu. Fotoğraftaki ayak, benim ayağım. :)

  • Japonya’da 5 parmak çoraplar bol miktarda satılıyor. Giymesi biraz zor ama özellikle yazın, parmaklar arasındaki terlemeye engel oluyor. 5 parmaklılar dışında, evde veya sokakta kullanmak üzere, ayakkabı gibi kullanılan iki parmaklı çoraplar da daha yaygın olarak satılıyor. Kimonoyla dolaşan kadınların hemen hepsi 2 parmak çorap kullanıyor. Fotoğrafta yanımda gördüğünüz gençlerin ayağında da, benzer amaçlı, 2 parmaklı çorap ayakkabıyı görüyorsunuz.

    Aklıma geldi. Bizim çocukluğumuzda, çocuklara, 5 parmak yerine 2 parmak eldiven giydirilirdi. Bir de şantiyelerde, bizim boru kaynakçıları 2 parmak eldiven kullanırlar.

    Tokyo Tsukiji Balık Pazarı

    Tokyo’da, dünyanın en büyüğü olduğu ifade edilen bir balık pazarı var. Birçok turist kafilesi, balık pazarında sabah erken saatlerde yapılan müzayedeyi (açık arttırma) seyretmek için özellikle buraya geliyorlarmış. Biz, çok erken gelemediğimiz için müzayedeyi görme şansımız olmadı ama, birçok turist ve yerli alıcıyla birlikte bu büyük pazarı dolaştık.

    Benim gezdiğimde Balık Pazarı, Tokyo’nun merkezindeydi. Daha sonra Japon Hükümeti, pazarın, bulunduğu bölgede yarattığı sıkışıklığı engellemek amacıyla, itirazlara rağmen pazarın yerini değiştirip, başka bir yere taşıdı. Son yerini ve hâlâ aynı atmosferi koruyup korumadığını bilmiyorum. Sanırım yeni Pazar, daha büyük, daha modern, daha organize ve temiz bir yer olduğundan, o eski otantik havasını kaybetmiştir. Hâlâ turistlerin ilgisini çekiyor mu bilemiyorum. Ancak Pazar, otantik havasını kaybetse bile, Pazar içerisindeki canlılık, çok değişik deniz ürünlerinin bolluğu ve balina gibi kocaman balıkların elektrikli testerelerle kesilip, parçalanıp satışını görmek her yerde görülemeyecek bir olgu. Tsukiji, gerçekten muazzam büyük bir pazardı. Balık pazarı olmasına karşın, tertemizdi. İçerisinde forkliftlerin, transporterların dolaşabildiği sokaklar vardı. Pazarda, canlı cansız, aklınıza gelen – gelmeyen (benim hiç görmediğim, adını bilmediklerim dahil), balık, omurgasızlar veya kabuklu, her türlü deniz ürününü bol miktarda görmek mümkündü. Çoğunun üzerinde, Yen olarak fiyatı yazılıydı. Fiyatları TL’ye çevirdiğimde Türkiye’ye nazaran çok ucuza geliyordu. Etiketlerde yazan Japon yeni

    değerlerini 120’ye bölerseniz, o zamanki Amerikan Doları değerini bulabilirsiniz. (Benim olduğum dönemde 1 Dolar 120 Japon Yeni, 1 USD = TL idi). Müzayede sabah erkenden bittiğinden, turistten çok, Japon perakende alıcılar vardı pazarda. Bu makul fiyatlara, bu kadar çok deniz ürününü bir arada, bu düzen ve temizlikte başka bir ülkede görmek pek olası değil diye düşünüyorum. Pazarın bir parçası olan dış tarafında ise, perakende satılamayacak büyüklükteki, donmuş, 6-7 metrelik balıkların (muhtemelen balina türleri) marangoz hızarına benzeyen büyük elektrikli testerelerle kesilişini seyrettim. Aşağıda, bu balık pazarından bazı fotoğraflar vereceğim.

    Tokyo Skytree

    Tokyo Skytree, turistler için gözlem yeri ve ayrıca televizyon - radyo yayın kulesi olarak kullanılıyor. Asakusa merkezinden, yürüyerek 15 – 20 dakika mesafede. Mart 2011'de 634 metrelik yüksekliğe ulaşarak, yüksekliği 829,8 m. olan, Birleşik Arap Cumhuriyeti – Dubai’deki Burç Halife'den sonra dünyanın en yüksek ikinci yapısı olmuş. Ben Skytree’ye iki defa, iki değişik Japon arkadaşımla birlikte gittim. İlk gittiğimde, giriş için çok sıra olduğundan, arkadaşım, yandaki binaya çıkartıp oradan baktırdı kuleye. İkinci gidişimizde yine çok uzun kuyruk vardı ama benim yabancı olduğumu gören , giriş servislerini yapan görevli kız, turistlerin beklemesine gerek yok deyince durum değişti.

    Bu şekilde, yabancılara tanınan ayrıcalıktan yararlanarak, hiç sıraya girmeden, hemen çıkabildim kuleye. Beni götüren Japon arkadaşım da çok şaşırdı ve sevindi bu işe. Üstelik, benim yanımda oldukları için, onları da içeriye aldılar bekletmeden. Anlatıldığına göre, Televizyon - radyo yayın kulesi olarak kullanılan 333 metre yükseklikteki eski Tokyo Kulesinin çevresi yüksek binalarla çevrildiğinden, bu yeni kuleye ihtiyaç duyulmuş. Tokyo kulesinin de seyir terası var, hâlâ turistler tarafından ziyaret ediliyor. Her ne kadar manzarası Skytree kadar güzel olmasa da burayı da gezmenizde fayda var diye önerebilirim. Orada giriş kuyruğu çok daha az oluyor.

    Skytree’nin tepesine kadar, 2 ayrı asansörle çıkılıyor. İlk asansör 350 metreye ulaştırıyor. Bu asansör, yapıldığında, dünyanın en hızlı asansörüymüş. Dakikada 600 metre hızla sizi 350 metredeki 445. Kata çıkartıyor. Daha sonra başka bir asansör ile, 450. Kattaki ikinci seyir terasına çıkabiliyorsunuz. Aşağıda bazı Skytree fotoğrafları var.

    Tokyo Asakusa

    Asakusa, Tokyo’nun merkezinde değil ama trenle kolayca ulaşılabiliyor. En önemli yeri büyük bir Budist tapınağı olan Senso-ji. Bir de, Tokyo'nun en eski geyşa bölgesi olarak biliniyor. Asakusa’da yollarda, halen aktif olarak çalışan birçok geyşayı görebilirsiniz.

    Beni Asakusa’ya götüren Japon meslektaşım Yamamotosan ile girdiğimiz bir geyşa gösteri merkezinde geyşalar, gösterilerini bitirdikten sonra, ip sarma yarışması yapmaya başladılar ve seyircileri de davet ettiler. Yamamotosan beni sahneye itiverdi ve yarışmaya katıldım. Her yarışmacıya bir geyşa yardım ediyordu. Finale çıkabildim ama finalde kaybettim.

    Aşağıda, geyşa veya maiko fotoğrafları var. Geyşa yaygın olarak biliniyor ama Maiko’yu ben Japonya’da öğrendim. Bu konuda biraz bilgi aktarayım. Geyşalar, resmi geyşa derneklerine kayıtlı olan ve dans etme, enstrüman çalma, şarkı söylemek, geleneksel Japon çay seremonisi yapmak gibi geleneksel Japon âdet ve sanatlarında becerili, profesyonel kadınlar. Erkeklere hizmet etmekle birlikte, bazılarının düşündüğü gibi, kesinlikle fahişe değiller. Amaçları erkekleri eğlendirmek, onlara ve zevkli zaman geçirtmek. Kültürel ve eğlence becerilerini geliştirmek için eğitim gören çırak geyşalara ise Maiko deniyor.

    Maikonun kıyafetleri, dikkatleri bilgi ve deneyim eksikliğinden bir nebze uzaklaştırmak için daha dikkat çekici oluyormuş. Maikolar, geyşa pansiyonundaki ‘’anne’’ evinde yaşıyor, geyşa evinden aldığı küçük maaşla geçiniyorlar. Geyşalar ise daha bağımsız olup, geyşa mahallelerindeki kendi evlerinde yaşıyorlar. Maikolar genellikle 20 yaşından küçüktür. Geyşalara göre çok daha renkli kimonolar giyerler. Genellikle, henüz konuşma becerileri gelişmemiştir. Bu yüzden, yaklaşık 5 yıl boyunca ‘’anne’’leri ile geyşa pansiyonunda yaşarlar. Henüz çırak olarak kabul edildiklerinden, Maiko'nun cep telefonuna, para taşımasına veya erkek arkadaşa sahip olmasına izin verilmiyormuş. Hepsinin suratları bembeyaz pudralı. Ama öğrendiğim kadarıyla Geyşaların her iki dudağı kırmızı rujlu oluyormuş, Maikoların ise sadece alt dudağı. Aşağıda, sokakta dolaşan, Geyşa ve Maikolardan bazı fotoğraflar var.

    Tokyo Akihabara

    Akihabara; Tokyo’nun Chiyoda bölgesinde, video oyunları, her türlü elektrik, elektronik ve bilgisayarla ilgili ürünlerin ve malzemelerin, ev eşyaların satışının yoğunlaştığı, büyük bir alışveriş merkezi. Elektrik – elektronik konusunda önemli bir alışveriş bölgesi olduğundan, Akihabara Elektrik Kasabası (Akihabara Electric Town) olarak tanınıyor.

    Tokyo İmparator Bahçeleri

    İmparatorluk Sarayı arazisi, Tokyo’nun merkezinde. Çevresi yüksek binalarla çevrili. Saray kısmı, hendeklerle ve yüksek duvarlarla çevrili. Bu duvarlar, şogunların ikametgahı olan ünlü Edo Kalesi'nden geriye kalmış. Edo döneminin başlangıcında, İmparator Meiji, başkentin Kyoto'dan Tokyo'ya taşınmasını emretmiş. İmparatorluk sarayı ve bahçeleri çok geniş bir alanı kapsıyor ve her bölümü turistlerin gezmesine açık değil. Turistlerin gezebileceği alanlar Doğu Bahçeleri ve dış alanlar.
    Aşağıda imparator bahçelerinde gezdiğim sırada çektiğim bazı fotoğraflar var.

    Tokyo Takeshita caddesi ve Shibuya

    Shibuya Tokyo’nun özel bir kısmı. Dünyanın en yoğun iki tren istasyonuna sahip, büyük bir ticaret ve iş merkezi. Özellikle gençler için Japonya'nın moda merkezlerinden biri ve önemli bir gece hayatı alanı olarak biliniyor. Burada, Ginza caddesindeki kadar pahalı mağazalar yok ama çok kalabalık.

    Tokyo Meiji Tapınağı (Shibuya)

    Meiji Tapınağı, Shibuya'da İmparator Meiji ve eşinin tanrısal ruhlarına adanmış bir Şinto tapınağı. Şinto, Japonya kökenli bir din. Japonya'nın yerli dini olarak görülüyor. Uygulayıcılarına Şintoistler deniyor. İnancın kontrolünde merkezi bir otorite olmadığından, uygulayıcılar arasında çok fazla çeşitlilik bulunuyor. Japon müdürümden öğrendiğim kadarıyla, Japonya’da Şintoizm ve Budizm birbirine girişmiş olarak uygulanıyor. Şinto, çok tanrılı bir din olup her şey, yaşadığına inanılan doğaüstü varlıkların ("tanrılar" veya "ruhlar") etrafında döner. Şinto dini animistik ve panteist olarak görülür. Animistler, doğada canlı cansız her şeyin ruhu olduğuna inanır. Panteistler ise, Tanrı ile evreni bir, aynı ve özdeş kabul eder. Bir anlamda Deist’lerdir. (Deistler Tanrı’nın varlığını kabul eder ancak dinleri reddeder. Tanrı’nın dünya işlerine karışmadığına inanır. Onların inancı, içseldir.) Bu yüzden Japonlar tapınaklara gitmeye ihtiyaç duymadan, istedikleri yerde ibadet ederler. Japon şirketinde çalışırken, inançlı bir adam olan müdürümün odasının bir köşesinde küçük bir Buda resmi, önünde bir bardak temiz su ve ufak bir kap içerisinde tuz bulunurdu. Her sabah odasına girer girmez onun başına geçer, suyu yeniler, avuçlarını dudak hizasında kavuşturarak içinden dua eder, 3 sefer ellerini çırparak baş selamı verip törenini bitirirdi. Onun dışındaki Japonlarda böyle bir adet görmedim. Zaten hiçbirinin dua etmek için tapınağa gittiklerini de sanmıyorum. Konuştuklarım, dinsiz olduklarını söylerdi. Bununla birlikte kültürel ve geleneksel faaliyet olarak gördükleri Şinto festivallerine katılanlar olurdu. Japonların çoğu ateist olmakla birlikte, Budist tapınaklarında hala, birçok Japon görmek mümkün. Aşırı bir inançları olmasa da, geleneksel seremonilere dikkat ediyorlar. Şinto tapınaklarına girildiğinde (aslında genelde bütün Budist tapınakları için de geçerli) uygulanan ibadet şekli şöyle.

    Tapınağın girişinde; arınmak, temizlenmek, bir anlamda abdest almak için bir su köşkü bulunuyor. Burada, sürekli akarak su haznesinde biriken sudan, veya doğrudan çeşmeden suyu almak için, çoğunlukla, tahtadan yapılmış kepçeler kullanılıyor. Ellerinizi sırayla, bu kepçeden akıttığınız suyla yıkıyorsunuz. Çok azı ağzını da çalkalıyor. Kirli diyebileceğimiz suyu, önünüzdeki yalağa akıtıyorsunuz. Aşağıdaki fotoğrafta görülüyor.

    Bazı tapınakların önünde çan vardır. Çanın ucundan aşağı sarkan ipi (halatı) sallayarak bir iki sefer çanı çaldırırsınız. Bunun, kötü ruhları kaçırmak için yapıldığına inanılıyor. Bir tür arınma yöntemi.

    Ziyaretçilerin çoğu tapınağın içerisine girmez. Tapınağın dışından, aşağıda anlattığım şekilde selam verirler. Avuçlarını kavuşturup saygıyla eğilir (vücut, neredeyse yere paralel olacak şekilde eğilirler), bu selamı iki kere yapar, doğrulup iki defa ellerini çırpar, avuçlarını birleştirip bir kere daha eğilip selam verir ve uzaklaşır. Selam vermeye gelenlerin bazıları, ellerindeki tütsü çubuklarıyla avuçlarını kavuşturup, birkaç kez eğilip selam verir. Genelde eğildikleri zaman hemen doğrulmaz ve bir müddet beklerler. Muhtemelen o sırada dua ederler içlerinden.

    Japon geleneğinde eğilme, çok ciddi bir saygı göstergesidir. Japon arkadaşlarımın yeni biriyle tanıştıklarında, karşılarındaki kişi onlardan çok daha yaşlı veya üst kademedeyse, 90 dereceden daha fazla eğilmeye çalıştıklarını gördüğümde şaşırmıştım. Yaşları ve pozisyonları birbirine yakın olan kişilerin, karşısındakinden daha fazla eğilmeye çalışmasını görmek de, beni çok şaşırtmıştı.

    Tapınağın içerisinde tören varsa, ziyaretçilerin bir kısmı (muhtemelen daha inançlı olanlar), rahiplerin olduğu bölüme paralarını, çantalarını, cüzdanlarını, eşyalarını yolluyorlar, okunsun, üflensin diye. Gönderilen şeyler, okunup, tütsülendikten sonra, rahip geri getirip sahibine veriyor. Bu şekilde tütsülenen paralarının artacağına inanıyorlarmış. Bunu herkes yapmıyor ama, özellikle birçok kadın gördüm, yapan.

    Ama dediğim gibi, benim gördüğüm kadarıyla çoğu insan, tapınağın içine girmeyip, sadece tapınak dışından selamını verip gidiyor.

    Gelelim İmparator Meiji’ye (aynı zamanda Büyük Meiji veya İyi Meiji olarak da anılıyor). İmparator Meiji 1852’de doğup 1912’de ölmüş. Japonya'nın 122. İmparatoru, 1867’den, ölümüne kadar hüküm sürmüş. Dışarıya kapalı olarak yaşayan feodal Japonya’yı hızlı bir şekilde sanayileşmiş bir dünya gücü haline getirmiş, başkenti Kyoto’dan Tokyo’ya taşımış. Shibuya’da İmparator Meiji adına yapılan bu tapınaktan bazı fotoğraflar sunacağım aşağıda. Tapınak, çok büyük bir parkın içerisinde. Park dediğim adeta küçük bir orman gibi. Benim gittiğim gün özel bir gündü. 3 Kasım, İmparator Meiji’nin ölüm yıldönümü. Bu nedenle, asıl tapınağın olduğu binada resmi bir tören yapıldığını görme şansını bulduğum gibi, bu özel gün nedeniyle yapılan bir festivaldeki değişik aktiviteleri gözlemleme fırsatını da buldum. Binicilik, okçuluk ve Aikido çalışmaları ve gösterileri vardı. Ayrıca bunların dışında kültürel aktivitelere de baktım. Geleneksel Japon yemeklerinin yapılıp satıldığı bir alanda, Mochi yapımını izledim. Muhtelif çiçek ve meyve, sebze sergilerini gördüm. Takip eden sayfalarda bunlarla ilgili bilgileri ve fotoğrafları göreceksiniz.

    Aşağıda, ana giriş kapısının fotoğrafı. Uçları kalkık, ters U görünümündeki bu şekil, tipik bir Şinto tapınağı giriş figürü. Tapınağın Şinto tapınağı olduğunu, bu şekildeki girişinden anlayabilirsiniz.

    Tesadüfen benim gittiğim gün hem festival, hem dini bir tören vardı. Aşağıda, resmi – dini törenden bir fotoğraf. Güvenlik görevlileri, ziyaretçilerin, törene katılanlara yaklaşmalarını engelleyecek şekilde aralıklarla kenarda duruyorlardı. Zaten insanlar o kadar saygılı ki, kimse onlara yaklaşmaya çaba bile göstermiyor, saygıyla onları uzaktan seyrediyorlardı. Tören yapılacağı için tapınağa girişe de izin vermemişlerdi zaten. Muhtemelen en önde giden başrahip.

    Aşağıda da Festival ile ilgili bazı fotoğraflar var:

    Bonsai, Japonlar ve Çinliler tarafından yapılan bir ağaç yetiştirme sanatı. Japon Bonsai’si, sadece gerçek hayattaki ağaçların şeklini taklit eden küçük ağaçlar üretmeye çalışıyor. Bonsai, bonzai budama tekniklerinin ilkelerini izleyerek, küçük kaplarda, doğada tam büyümüş bir ağacın sanatsal bir minyatür kopyası olarak yetiştirilmesi olarak tanımlanabilir. Diğer taraftan Bonsai'nin, yetiştiriciye sabır, inanç ve düşünce vermek gibi felsefi bir amacı da var.

    Festivalde, Japonların geleneksel dövüş sanatı olan Aikido gösterileri de vardı. Onları da ilgiyle izledim. Aikido, dövüş teknikleri, felsefe ve dini inançların bir sentezi olarak gelişen bir Japon dövüş sanatı. Amacı, uygulayıcıların kendilerini savunması ama bu savunma sırasındakarşısındakini de yaralanmalardan korumak. Kurucunun felsefesine göre, aikido’nun temel amacı, şiddet veya saldırganlık geliştirmek yerine kendini yenmek. Zaman içerisinde birçok değişik türleri ortaya çıkmış olmakla birlikte, asıl amaç, saldırıya maruz kalan kişinin, karşısındakine zarar vermeden saldırıyı bertaraf etmesi. Aikido gösterilerinde, silahsız, sopayla veya kılıçla yapılan saldırılar gösterildi.
    Aşağıda, Aikido gösterilerinden bazı fotoğraflar var.

    Bunlar dışında, çok kalabalık bir okçu ve binicilik gösteri ve yarışmaları yapıldı. Aşağıda, okçulardan bazı fotoğraflar veriyorum.

    İletişim