İTALYA GEZİ NOTLARI 13 – 21 Kasım 2010

İtalya’ya gitmek için iklimsel olarak çok uygun bir mevsim olmamakla birlikte, iş ve izin durumumdan dolayı, İtalya’ya Kasım ayında gitmek zorunda kaldım. Gezim sırasında, bazı günler yağmurlu geçmekle birlikte, yine de güzel bir tatil yaptığımı söyleyebilirim. Diğer taraftan, yazın gitsem karşılaşacak olduğum yoğun turist trafiğinden uzak kalmanın avantajından yararlandığımı da belirtmem de fayda var. Genellikle otel seçimlerinde merkeze ve turistik yerlere yakınlığı ön planda tutarım. Bu nedenle merkezde sayılabilecek bir yer olan Porta Maggiore Meydanındaki Hotel Porta Maggiore’yi tercih ettim. Otelin içinde bulunduğu meydanda, Roma sur kalıntıları vardı. Tam önünden otobüs kalkıyordu. Otelin yanında, sabahları işe gitmek için otobüs bekleyenlere, beklerken yemeleri için pizza parçacıkları satan, bakkalımsı, bir ufak restoran dahi vardı.

2010 senesinin Haziran ayında, kızım Sibel Çorbacıoğlu Güner’de İtalya’ya gitmişti. Benim çektiğim fotoğrafların bir kısmı puslu ve bulutlu havalarda çekildiğinden, onun çektiği fotoğraflardan bazılarını da koydu Gezi Notlarıma. 17 Kasım’da Napoli’ye (Napple) ve 18 Kasım’da Floransa’ya (Florence) gittim trenle. Bu günler dışındaki zamanımı Roma’da harcadım. Önce onlarla başlayayım anlatmaya. Daha sonra tekrar Roma’ya dönerim. Napoli gezimi, otelin yakınındaki, tesadüfen bulduğum bir turizm bürosundan ayarladım. Bürodan tren biletimi alıp, Napoli’de beni karşılayıp gezdirecek bir rehber - şoför ayarladım. Sabah erkenden Roma Termini Tren Garına gittim, levhaları izleyerek, peronumu ve trenimi kolayca buldum.

Hızlı trenle, yaklaşık 220 Km olan Roma – Napoli yolculuğumu 1 saat 10 dakika gibi bir zamanda tamamladım. Trenden indiğimde beni rehber karşıladı. Beraberce arabasına gittik. Amacım, çok methini duyduğum Amalfi kıyılarını görmekti.

Napoli’de hava maalesef çok kapalı ve yağmurluydu. Bu yüzden arabadan hiç inemeden, kaba ve hızlı bir şehir turu yaptırdı rehber. Akşam geç saatteki tren dönüş vaktine kadar, bütün günü arabayla, bu rehberle geçirdim.


Yukarıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi, Napoli belediye işçilerinin grevi olduğundan, yollar çöp dağlarıyla doluydu. Şansıma, Napoli’nin güzelliklerini değil, yağmur altındaki pisliğini görmek düştü maalesef.

Arabayla Napoli bölgesindeki güzergâhımız, aşağıdaki haritada işaretlendiği gibiydi. Napoli’den çıkıp Pompei’ye uğradıktan sonra, sahil yolunu takip ederek Sorrento – Positano – Amalfi şeklinde Amalfi sahili denilen (Amalfi coast) bölgeyi tarayıp Ravello’dan tekrar Napoli’ye dönüş şeklinde geniş bir tam gün sahil turu yaptım. Ravello’dan dönüş ise, sahilden değil, karadan, başka bir yoldan oldu. Amalfi sahilleri, doğal güzellikleriyle meşhur bir bölge. Sorrento’da karşıdaki Capri adasını da görebiliyorsun.


Pompei, Napoli’ye 30 Km kadar uzaklıkta ve yarım saat gibi bir zamanda gitmek mümkün. Napoli Körfezi yakınlarındaki bir yanardağ olan Vezüv (Vesuvius) yanardağının bugüne kadar 50'den fazla patladığı biliniyor.

En ünlü patlaması MS 79 yılında, volkanın antik Roma kenti Pompei'yi kalın bir volkanik gaz, kül ve lâv halısının altına gömdüğü ve binlerce kişiyi öldürdüğü patlama. Patlamadan sonra Pompei ve civarı yüzyıllarca terk edilmiş.

1748'de bir grup kâşif bölgeyi yeniden keşfettiğinde, kalın bir toz ve moloz tabakasının altında kalan Pompei'nin çoğunlukla sağlam olduğunu ve küllerin harika bir koruyucu görevi gördüğünü görüp şaşırmışlar. Gömülü şehirdeki geride kalan binalar, eserler ve hatta iskeletler bile sağlammış. Bu buluntular sayesinde antik dünyadaki günlük yaşam hakkında çok şey öğrenmiş insanlık. Kazılar sonucunda arkeologlar konserve meyve kavanozları ve ekmek somunlarını bile ortaya çıkarmayı başarmış. Vezüv Yanardağı 1944'ten beri patlamamasına karşın, yine de dünyanın en tehlikeli yanardağlarından biri olarak kabul ediliyor.

Pompei’ye giriş ücretli. Sanırım bilet rehberde kaldığı için ücretini bilemiyorum. Pompei’ye vardığımızda hava açıp kapatıyordu. Gezimin bir kısmında da yağmur başladı.

Dediğim gibi, ben yağmurlu bir havada gezdim ama kızım yazın, güneşli bir havada gezmişti. Bu nedenle, aynı yerlerde, onun güneşli havada çektiği güzel fotoğraflardan da biraz göstermek istedim.

Amalfi sahili, denizden hemen sonra yükselen dağların yamaçlarına yapılmış şehirleşmeyle, harika bir deniz manzarasına sahip. Gezim sırasında havanın bulutlu ve hatta zaman zaman yağmurlu olmasından dolayı, çok güzel fotoğraf çekilebilecek yerlerde durmadan, sahil boyunca ilerledik. Kötü hava koşullarına karşın çektiğim bazı fotoğraflar bile sahilin güzelliği hakkında bilgi verebilir.

Bu şekilde, Amalfi sahilini tanımış oldum, doğasına bayıldım. Aslında, oldukça uzun bir yolculuk da yapmış oldum. Eğer, güneşli ve serin olmayan bir zamanda bu yolculuğu yapsaydım, çok daha fazla keyif alacağımdan eminim. İtalya’ya gidip, buraları görmek için zamanı olanlara tavsiye ederim. Bu geziden memnun kaldığım için, Floransa’ya da aynı turizm bürosu kanalıyla gittim. Bu gezide de, Floransa’da bir rehberin beni karşılamasını istedim. Bilmediğin bir yere gittiğinde, yanında rehber olmazsa, hem güvenlik açısından endişeleniyorsun hem de nereye nasıl gideceğini bilemediğinden, çok zaman kaybediyorsun. Üstelik zaman sınırlamasından dolayı, asıl görülmesi gereken yerleri kaçırma olasılığı da var.

Floransa’da rehber beni tren istasyonunda karşıladı ve hem konuşup, hem yürümeye başladık. Gezeceğimiz her yerin tarihi şehir merkezinde ve yürüme mesafesinde olmasından dolayı, hiçbir araca ihtiyacımız olmadığını belirtti. İstasyondan çıkıp, sokaklarda dolaşırken, Floransa’dan, Floransa’nın tarihinden ve gezerken gördüğümüz önemli tarihi binalardan veya onlarla ilgili olaylardan bahsediyordu. Özellikle turizm mevsiminde, ciddi bir yankesicilik olayı olduğunu, bu ayda çok bir kalabalık olmamasına karşın, yine de dikkatli olmam konusunda uyardı. Rönesans'ın doğum yeri olarak kabul edilen Floransa, orta çağda, Avrupa’nın ticaret ve finans merkezi ve ayrıca, o dönemin en zengin şehirlerinden biriymiş. 1861'de kurulup, 1865'ten 1871'e kadar İtalya Krallığı'nın başkenti olarak hizmet etmiş. Şehirde Rönesans mimarisinin güçlü varlığına rağmen, orta çağ, Barok, Neoklasik ve modern mimarinin izlerini görmek de mümkün. Şehrin eski kısmını kesen Arno nehri üzerindeki, kenarlarına inşa edilmiş çok sayıda dükkân ile eski bir alışveriş merkezi gibi olan Ponte Vecchio (Eski Köprü), en turistik ve ünlü yerlerden biri.Ayrıca Floransa, dünyanın en önemli sanat eserlerinden bazılarının sergilendiği çok sayıda müze ve sanat galerisine sahip.

Şimdi de, benim yağmurlu ve karanlık bir ortamda dolaşırken çektiğim fotoğraflardaki heykellerin, kızımın seyahati sırasında, güneşli bir ortamda çekilmiş fotoğraflarını vereyim.

Yukarıda son sliderdaki Neptün Çeşmesi, Piazza della Signoria'da yani Signoria Meydanında yer alıyor. Çeşme, 1559'da Floransa Dükü olan ve Floransa'daki çok sayıda mimari ve sanatsal eserin yapımında destek olan Cosimo I de' Medici tarafından inşa ettirilmiş. Medici'nin gücünü temsil eden çeşmeyi, Baccio Bandinelli tasarlamış. Vandalizm ve genel kötü muamele nedeniyle yıllar içinde büyük hasar gören çeşme, internetten öğrendiğim bilgiye göre, benim ziyaretimden 9 sene sonra, 2019'da büyük bir restorasyon geçirmiş.

Floransa’da turistlerin uğramadan gitmedikleri bir uğrak yeri var, Ponte Vecchio (Eski Köprü). Bu tarihi taş köprü; Arno Nehri üzerinde bulunan, aynı zamanda kapalı çarşı gibi de kullanılan kemerli bir su köprüsü. Arno nehrinin en dar yerine inşa edilmiş. Köprü, üzerindeki dükkânlarla dikkat çekiyor. Eski zamanlarını bilemem ama benim gezdiğimde, kuyumcular, sanat eserleri ve hediyelik eşya satıcıları en fazla bulunan dükkânlardı. Köprünün orta açıklığındaki küçük bir sundurma içinde, korunamaya alınmış bir ithaf taşı bulunuyor. Köprü üç parçalı kemerden oluşuyor. Köprünün ortasında ise, enteresan bir biçimde, büyük bir meydan var.

Daha önce de belirttiğim gibi, ben gezdiğimde, puslu ve yağmurlu bir hava olduğundan, çektiğim fotoğraflar çok net değil. Bu yüzden, kızımın açık havada çektiği köprü fotoğraflarıyla besleyeceğim gezi notlarımı.

Roma’da, Vatikan hariç hiçbir yerde rehber kullanmadım. Gezip gördüğüm yerlerin bir kısmını Hop on – Hop off ile dolaşırken inerek, bir kısmını da aldığım haritalar yoluyla kendim buldum. Zorlandığımı da söyleyemem. Sadece Vatikan’ın kapısında, Vatikan için bir rehberle anlaştım ve Vatikan’ı onunla dolaştım. Bunun da çok yararlı olduğunu söyleyebilirim. Bundan sonra, aşağıda vereceğim fotoğraflar tamamen Roma’da gezdiğim yerlerden olacak. Roma gezimi anlatmaya, rehberli Vatikan gezisi ile başlayayım:

Vatikan, İtalya içerisinde olmakla birlikte, Katoliklerin dini lideri Papa’nın yaşadığı, bağımsız, dini bir Şehir Devleti.

Yüzölçümü sadece 121 dönüm ve nüfusu da yaklaşık 825. Dünyanın en küçük devleti. Benim ziyaretim sırasında Papa, 2005’te seçilen Papa 16. Benedict idi. Benedict 2013’te alışılmışın dışında olarak, hayatta iken görevi Papa Francis’e bıraktı. Vatikan Şehri içinde Aziz Petrus Bazilikası, Sistine Şapeli ve Vatikan Müzeleri gibi dini, kültürel ve turistik yerler bulunuyor. Buralarda, şahane duvar ve tavan süsleme ve resimlerinin yanı sıra, dünyaca ünlü bazı resim ve heykeller de bulunuyor. Bunların içinde en ünlüsü, Sistine Şapeli. Âdeta bir müze gibi. Aşağıda göreceğiniz fotoğraflardan, neyi kastettiğimi anlayabilirsiniz. Vatikan binalarına giriş ücretli. O zamanki ücret, 15 Euro idi. Vatikan ekonomisi, inananların maddi bağışları, müzelere giriş ücretleri, hediyelik eşya ve yayınların satışı ile ayakta duruyormuş.

Şimdi de, kızımın Vatikan fotoğraflarından bir parça vereyim. Ne de olsa fotoğrafçılık kurslarına gitti. :)

İletişim