FRANSA GEZİ NOTLARI 1995 ve 14 – 22 Mayıs 2014

1992 ve 1993’te iki sefer kısa ve 13 - 23 Eylül 1995 te uzun bir iş seyahatimin (bu seyahatimde Paris, Nantes, Reims, Orleans, Nice, Saint Trope, Cote D’azur ve Monako’yu gördüm) dışında, 14 – 22 Mayıs 2014’te Paris’e turistik bir gezi yaptım.

İş seyahatlerim sırasında henüz dijital fotoğraf makinam yoktu. Ayrıca, genel faaliyetimiz sempozyumlar ve değişik şehirlerdeki fabrika gezileri olduğundan bu gezi notunda onlardan bahsetmeyeceğim. Elbette, fırsat buldukça turistik yerleri gezmeyi de ihmal etmiyorduk. Bu nedenle, eski gezilerimden bazı fotoğraflar ekleyeceğim ama gezi notumu, esas olarak 14 – 22 Mayıs 2014’te Paris’e yaptığım turistik gezi ile sınırlı tutacağım.

1992 Eylülünde, Paris’teki Expogaz fuar ve sempozyumu sayesinde Paris’i ilk defa gördüm. Yanımda bana yardımcı olabilecek kimse olmadığından, Fuar dışındaki zamanlarımı kendi başıma değerlendirmeye çalıştım. Sanırım araya birde hafta sonu tatili girdi. Hatırladığım kadarıyla, Eyfel kulesini, Sacrecour’ü, sanatçılar mahallesi Montmartre’i ve opera binasını gezdim. France Miniature ve Eurodisney’e gittim. Eurodisney o zaman için çok enteresan gelmişti bana. Ama o kadar kalabalık ve pahalıydı ki, sadece iki yere girebilmiştim. Sonradan iflas ettiğini duymuştum. 1992’den bazı fotoğraflar:

1993’ün 13 – 23 Eylül tarihlerinde Nantes’de olan Expogaz sempozyumu için, ben 3 gün önceden Paris’e gidip ufak bir turistik tatil yaptım. Nantes, sakin ve daha çok öğrenci kenti havasında güzel bir şehir. Ben gezemedim ama gezilecek birçok yer olduğunu duydum.

16-23 Eylül 1995 te Türk ve Fransız iş arkadaşlarımla birlikte Expogaz fuarına katılmak ve doğal gaz malzemesi satan fabrikaları görmek için yaptığımız iş gezisinde ise, Paris, Nantes, Reims, Orleans, Marseille, Nice, Saint Trope, Cote D’azur ve Monako’yu gördüm. Bu gezinin en önemli özelliği, rehberliğimizi Fransız mühendis Mösyö Pierron’un yapmasıydı. Gezide 4 Türk ve 2 Fransız idik. Mösyö Pierron, bizleri çok iyi ağırladı. En güzel restoran ve kafelere gidip, en güzel şarapları tattık. Böylece, Fransız yemek kültürünü daha yakından tanıma fırsatını buldum. Şaraplar hakkında daha fazla bilgim oldu. 13 Eylül de Paris’e indik. Havaalanındaki Hotel Mercure’e yerleştik. 14 Eylül’de Expogaz’a katıldık. 15 Eylül’de Expogaz’a katıldık. Gece, Moulin Rouge Kabaresine gidildi, locadan seyrettik. Kabareyi, dekolte giyimli güzel kadınlar dışında, çok etkileyici bulmadığımı söyleyebilirim. 16 Eylül’de Paris turu yapıldı, Science Museum’a gittik. Gece ise Theatre De Champs Elysees salonunda Carl Orff’un Carmina Burana eserine yapılan bir koreografiyle, harika bir müzik eşliğinde, harika bir bale seyrettik. 17 Eylül’de otel değiştirip, Hotel Monceau Etoile’e geçtik. Sabahtan Paris turu yapıldı, Bateaux Mouches (Bate Muş) olarak adlandırılan tekne acentalarıyla Sen nehrinde tekne turuna çıktık. Bu turun, Paris’e gidince mutlaka yapılmasını tavsiye ederim. Nehrin kenarındaki birçok tarihi ve güzel binayı uzaktan da olsa seyredebiliyorsun ve şehir hakkında genel bir bilgin oluyor. 18 Eylül’de Mösyö Pierron’un kullandığı Van aracımızla, başka bir şehir olan Reims’e geçtik. Araçla, 2 saatten az bir zamanda gidilebiliyor Reims’e. Reims’de Schlumberger fabrikasını gezdik. Reims, şampanya şehri olarak tanınıyor. Üzüm bağları ve şarap – şampanya mahzenleri turistlere sergileniyor. Bizi PIPER - HEIDSIECK şampanyalarına götürdüler. Önce üzüm bağlarına baktık, sonra şampanya imalatını ve mahzenleri gösterdiler. Daha sonra yukarıya,lüks bir lokanta havasındaki özel misafirlere sunum yapılan odaya çıkarıldık. Orada bize, şık garsonlar tarafından kaliteli şampanyalardan ikram ettiler. Sanırım VIP muamelesi gördük. Reims’de Hotel Mercure’de kaldık. 19 Eylül’de yaklaşık 3 saatlik bir yolculuktan sonra Sully Sur Loire’ye gidip Wavin fabrikasını gezdik. Yaklaşık 40 dakikalık bir yolculuktan sonra Sully Sur Loire’den Orleans’a geldik ve Hotel Mercure’e yerleştik. 20 Eylül’de Orly Havaalanına gidildi ve Marseille’ye uçtuk. Marseille’de havaalanındaki Hotel Novotel’de kaldık. 21 Eylül sabahı tekrar bir başka Van araç ile Phoceenne firmasının fabrikasını ziyaret ettik ve Monako’daki PE Industries fabrikasını görmek için Monako yönünde yola çıktık. Nice (Nis) ile Monako arası çok yakın olduğu için, geceyi Nice’deki otelde geçirdik. 22 Eylül’de PE Industries fabrikasını gezdik. Bu arada Monako’yu görmüş olduk. Fabrikanın, çok katlı bir apartmanın ara katlarında olduğunu görmek beni çok şaşırtmıştı. Birçok firmanın vergi avantajından dolayı Monako’da iş yapmayı tercih ettiğini ama arazi yokluğundan fabrika ve atölyelerini, müstakil binalar yerine apartman katlarına kurduklarını öğrendik. Gece, bizi meşhur Monte Carlo gazinolarına götürdüler. Çok şık ortamda, şık insanların oynadıkları kumarları seyrettik. Ben, az bir miktar rulet alarak kollu makinalarda şansımı denedim ve beklendiği gibi hepsini kaybettim. 23 Eylül’de, Nice havaalanına gitmeden önce, bize Fransa’nın meşhur Cote D’azure (Kot Dazur) sahillerini gezdirdiler. Benim yaştakilerin çok iyi tanıdığı Fransız aktrist Brigitte Bardot’un yaşadığı Saint Tropez’i, uluslararası film festivalinin yapıldığı Cannes’daki Kongre Sarayını görebildik. Paris’e geldikten sonra, geceyi Hotel Monceau Etoile’de geçirdik. 24 Eylül sabahı İstanbul’a yola çıktık.

Gelelim turistik Paris ziyaretime: 14 Mayıs’ta İstanbul’dan Paris’e uçtum. Paris’te, daha öncede kaldığım ve memnun kaldığım, Clichy bölgesinde, General Leclerg bulvarında olan ve Mairie Clichy metro istasyonuna ve Sen nehrine çok yakın konumlu, Hotel Residence Europe’a (eski adı Hotel De L’europe idi, sonra aynı adreste olmakla birlikte genişlemiş ve ismi değişmiş) yerleştim.

Ben havaalanından çıktığımda otele gitmek için taksiye nereden bineceğimi araştırırken, yanımda bekleyenlerin Türkçe konuştuğunu fark ettim. Arap bir aileye şehre gitmek için araç teklif ediyorlardı. Onlardan birine sordum, beni otele Clichy’e götürmek için ne istediğini. Fiyatını yazmamışım ama makul bir fiyat isteyince kabul ettim. Temiz, güzel bir SUV arabaydı. Şoförün ismi Fırat’tı. Otele gidene kadar epey sohbet ettik. Senelerden beri ailece Paris’te yaşadığını ve rehber ve şoför olarak hizmet verdiğini öğrendim. Ona, bana bir şehir turu yaptırmak için ne istediğini sordum. Fiyatta anlaştık. Beni otele bıraktıktan bir müddet sonra beni otelden aldı ve bana 6 – 7 saatlik bir Paris turu yaptırdı. Adeta konforlu ve Türk rehberli bir hop on hop off turu yapmış gibi oldum. Fırat, sertifikalı bir şofördü. Eğer araç kiralarsanız, yanlış birini seçmemek için dikkatli olmakta fayda var.

Rehberli bir turla dolaşmıyorsanız, Paris’i gezmek için Paris Museum Pass kartı almakta fayda var. Kart, 2, 4 veya 6 günlük olabiliyor. Ben 4 günlük aldım. Kartı aldığın anda değil, ilk kullandığın anda kronometre çalışmaya başlıyor. 4 günlük Müze Kartı için 56 Euro ödemişim. Kart ile, kartın kapsadığı 23 müzeye ücretsiz ve sıra beklemeden girilebiliyor. Gişe kuyruğunda sıra beklemeden girebilmek, ücretsiz girmekten daha önemli bir ayrıcalık diye düşünüyorum

Birçok müze, Pazartesi veya Salı günleri kapalı olduğundan, müze gezmek istediğinizde, müze çalışma günlerini araştırmakta fayda var.

Hangi gün, hangi sırayla yaptığımı hatırlamıyorum ama gezdiğim yerlerle ilgili bilgi ve fotoğrafları aşağıda vereyim. Paris’in en meşhur yerlerinden biri Louvre müzesi. Louvre müzesinin içindeki en meşhur eser, Leonardo Da Vinci tarafından yapılan Mona Lisa portresi. Daha önce Fransa’ya giden arkadaşlarımdan ve birlikte çalıştığım Fransız mühendislerden duyduğum, Louvre Müzesinin dünyanın en büyük sanat müzesi olduğu, içerisinde 30.000 üzerinde eser sergilendiği ve hakkını vererek dolaşmak için günler, hatta haftalar gerektiğiydi. Bu yüzden Louvre’a gelen turistler o kadar para verdikleri ve dakikalarca sırada beklemek zorunda kaldıkları Louvre’da, genellikle hızlıca Mona Lisa’ya bakıp çıkmak durumunda kalıyordu. Louvre müzesinin hakkını verebilmek için, sırf oraya odaklı, rehberli bir sanat turu yapılması en uygun uygulama olarak gözüküyor. Bu nedenle, bu seferki Paris ziyaretimde de Louvre Müzesini ziyaret etme niyetim olmadı. Üstelik ben Singapur’da açılan bir Mona Liza sergisinde, tablosunun orijinalinden bilgisayarla yapılmış bir kopyasını ve hakkındaki detayları öğrenmiştim.

Buna rağmen, en azından, dışarıdan da olsa Louvre binasını ve önündeki meydanda yapılan Piramit’i görmek için Fırat beni müzeye götürdü. Meydandaki cam piramit, Başkan François Mitterand tarafından başlatılan bir proje sonucunda 1988’de bitirilmiş. Piramit, yapımı sırasında ve bitirildikten sonra, meydanın tarihi bütünlüğünü bozduğu gerekçesiyle çok eleştiri aldı ama seneler sonra önemli bir turist çekim merkezi olmuş.

Paris’te mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Montmartre (Monmart) tepesi ve buradakiSacre Cour (Sakre kör) kilisesi. Sacre Cour, Kutsal Kalp anlamını taşıyan bir Bazilika ve Roman Katolik kilisesi. Paris'in en popüler simge yapılarından olan Bazilika, Paris’in en yüksek noktası olan Montmartre'nin zirvesinde yer alıyor. Merdivenleri, Paris’i seyreden insanlarla dolu. Montmartre ise sanatçıların, özellikle sokak ressamlarının buluştuğu özel bir yöre. Montmartre’ın ara sokakları, sanat eserleri satan dükkânlar ile oturulup bir şeyler yenilip içilen kafeler ve ufak restoranlarla dolu. Sacre Cour tepesine araçla veya merdivenlerden yürüyerek çıkmak mümkün olduğu gibi, raylı vagonla çıkmak da mümkün.

Ve sonra, Paris’in, hatta Fransa’nın simgesi olarak kabul edilen Eiffel (Eyfel) Kulesine geldik. Eyfel kulesi ismini; tasarımını ve montajını yapan Gustave Eiffel'den alıyor. İnşa edildiği 1889’da, 324 metre yüksekliğiyle dünyanın en yüksek binası olmuş. Bir mühendislik harikası.
Aşağıda, Eyfel kulesi önünde ve üzerinden çektiğim muhtelif fotoğraflar var.

Notre Dame Kilisesi

Gotik mimarisi, şehrin göbeğindeki konumu, içindeki vitraylar, Victor Hugo‘nun, filmi ve operası da yapılan Notre Dame de Paris isimli romanı ve roman kahramanlarından Notre Dame’ın Kamburu ile, Paris’in önemli turistik cazibe merkezlerinden biri.

15 Nisan 2019’da çatısında çıkan yangından dolayı büyük hasar gördü. Halen onarım ve restorasyon işlemi devam ediyor

Aşağıda, Notre Dame Kilisesinin yangından önceki haliyle fotoğraflarını görebilirsiniz.

Panteon Meydanına gittim. Meydanda, Pantheon binası ve Saint Genevieve kilisesi var. Ziyarete açık olmayan Panteon ise 1791'de, Fransız Ulusal Kurucu Meclisi kararıyla, seçkin Fransız vatandaşlarının kalıntıları için Roma'da kullanılmış olan Pantheon'u örnek alan bir türbeye dönüştürülmüş. Kilise ise güzel mimarisi ile ilgi çekiyor.

Bir akşamüzeri, bir kafenin sokaktaki masasında oturmuş bir şeyler içerken, önümde duran, küçük, klasik, antika sayılabilecek bir araba dikkatimi çekti. Kapısında Eyfel kulesinin resmi vardı. Ve önünde, Paris Turu ilanı vardı. İlgimi çekti. Sahibiyle konuştum, pazarlık ettim ve 2,5 saatlik Paris gece turu yapmak için anlaştık. Aşağıdaki fotoğraf, küçük, antika arabayı ve şoförünü gösteriyor.

Tur yaparken şoförle epey sohbet ettik. Hem gezdiriyor, hem rehberlik yapıyordu. Fransız değil, Orta Avrupa ülkelerinden birinden göçmendi. İyi İngilizcesi vardı.

Paris’in oldukça tenha caddelerinde gezip, Paris gecesini görmek oldukça zevkliydi. Bir daha gitsem, yine aynı deneyimi yaşamak isterim. Araba, muhtemelen antika bir üstü açılabilen Citroen idi. Aşağıdaki fotoğraf, benden önceki müşteriyle.

İletişim