FİLİPİNLER GEZİ NOTLARI 23 – 27 Ocak 2009 ve 24 – 28 Şubat 2010:

Gezi Notlarımı ancak emekli olduktan sonra düzenleyebildim. Gezimle notlarımı yazışım arasından çok zaman geçtiği için, her şeyi hatırlama şansım olmamasına karşın, elimdeki notlardan ve fotoğraflardan yola çıkarak, gezdiğim yerleri olabildiğince anlatmaya çalışacağım. Verdiğim bilgiler, gezdiğim döneme ait olup, aradan geçen zaman içerisinde bazı değişiklikler olmuş olması çok mümkündür. Lütfen notları bu gözle okuyun. Notlarımdaki tarihi açıklamalar, internet üzerinden ve rehberlerden aldığım bilgilere dayanmaktadır.

Portekizli gemici Macellan, güneybatıya giderek Hindistan’a ulaşabileceğine inanıyordu. Yapacağı sefere maddi destek vermesi için, kendini görevden azleden Portekiz Kralı yerine, İspanyol Kralıyla anlaştı. Bu nedenle, 1519 sonbaharında İspanyol Kralı adına İspanya’dan güney batıya doğru yola çıktı, Güney Amerika kıyılarının güneyine inip, Atlas Okyanusu’nu Büyük Okyanus’a bağlayan ve kendi adıyla anılan Macellan boğazını bularak Pasifik okyanusuna geçip, bu yolla Pasifik Okyanusuna ve Filipinler’e varan ilk denizci oldu ve İspanyolların Güneydoğu Asya’da büyük ölçüde kolonileşmesini sağladı.

Macellan Nisan 1521‘de Filipin adalarına gelmiş ve buraya, İspanyol kralı Felipinos’un adına ithafen Filipin demiş. Burada, 60 savaşçısı, zamanının üstün silahları ve onlarca gemi ile Filipinler’deki adaya saldırmış ancak, bölgeyi denetimi altında tutan kabile reisi Lapu Lapu’nun kabilesi, bambu mızrakları ve zehirli okları ile savaşı kazanmayı ve Macellan’ı öldürmeyi başarmış. Bu savaşı kaybeden gemicilerin birkaç gemi ile kaçmasının, bölgedeki İspanyol sömürgeleştirmesini 40 yıl kadar ötelediği düşünülüyor. Macellan’ın Filipinler’de, yerliler tarafından öldürülmesine karşın, ekibindeki bir gemici, turunu tamamlayarak, İspanya’dan batıya doğru gidip, dünya turu yapan ilk denizci olmuş. Macellan, Lapu Lapu isimli kabile reisi tarafından öldürüldüğünden, Filipinlilerin gözünde Lapu Lapu, İspanyol kralına biat etmeyi reddeden ve İspanyol sömürgeciliğine karşı savaşan ilk kahraman olarak görünüyor. Bu yüzden, birçok meydana onun adı verilip heykelleri dikilmiş.

İspanyolların bölgeye gelmesiyle; Filipinler bölgesindeki, daha önceden, Yemenli tüccarların gelmesiyle oluşan Müslüman hâkimiyeti de kırılmış ve Müslümanlar, güneydeki Mindanao bölgesine sıkışmış. Bu durum, son senelerde ortaya çıkan, aşırı dinci grupların Filipinlerde İslami bir devlet kurmak için yaptıkları terörist atakları izah ediyor. Filipinlilerin ezici çoğunluğu Katolik Hristiyan (% 85 civarında). Güneydeki Mindanao adasında ise, (Filipinlerin 2. büyük adası) Müslümanlar çoğunlukta (toplam Filipin nüfusunun %10u kadar). 1898’de, İspanyol sömürgesi olan Küba’ya yardım bahanesiyle gönderilen Amerikan savaş gemisinin batırılması üzerine Amerika İspanya’ya savaş açtı. Ancak olay Küba ile sınırlı kalmadı ve Amerika, bunu bahane ederek Filipin’de de İspanyollara saldırdı, onların donanmasını yok ederek, İspanyolların Filipinler üzerindeki haklarını 20 Milyon dolara satın alıp, Filipinleri sömürgesi haline getirdi.

1942’de Japonlar Pearl Harbour’dan 10 saat sonra, Filipin’i işgal ettiler, General Mc. Arthur Avustralya’ya kaçmak zorunda kaldı. Ancak 1945’te geri dönerek, Japonların işgaline son verdi. 99 sene için ülkede Amerikan üssü kalması şartıyla, 1946’da Filipinler Cumhuriyeti kuruldu. Filipinler, 7000 den fazla adaya ve 100 milyon üzerinde nüfusa sahip. Bölgede birçok volkan var ve muson yağmurlarından dolayı sık sık yüzlerce insanın ölümüne yol açan sel ve heyelan ile karşılaşıyorlar. Ülkede gelir dağılımı bozukluğundan dolayı ciddi yolsuzluk iddiaları var. Bu durum sokaklara da yansımış. Ülkede, benim en çok dikkatimi çeken hususlardan biri, yol kenarındaki köy ve kasabalardan geçerken, küçük çocukları genelde erkeklerin taşıdığını görmek. Oysa dünyanın başka yerlerinde, genelde annelerin çocuklarını taşıdığını görmüştüm.

Filipinler’den bahsederken, başkan Ferdinand Marcos ile; güzelliği, ayakkabıları ve zengin yaşam biçimiyle tanınan karısı İmelda Marcos’tan bahsetmemek olmaz. Ferdinand Marcos, 1965’te başkanlığa seçildi. 1969’da, hileli seçim yapıldığı iddialarına rağmen yeniden başkanlığa seçildi ve 1972’de ilan ettiği sıkıyönetim ile anayasayı değiştirip, ülkeyi bir diktatör olarak idare etmeye başladı. Marcos, 1986 seçimlerine de hile karıştırıldığı iddiaları nedeniyle başkanlık seçimleri sonucunda çıkan karşı duruştan sonra ülkeden Hawai’ye kaçmak zorunda kaldı. Yerine, daha önce öldürülen muhalefet lideri (Filipinlilerin gözünde çok değerli bir kahraman) Benigno Aquino’nun eşi Corazon Aquino başkan seçildi. Aquino, komünist gerillalar ile anlaşma imzalayabildi ama Mindanao’daki Müslüman gerillalar bağımsızlık taleplerinde ısrar ettiler. Imelda Marcos kaçtığında, sarayda binlerce ayakkabısı bulundu. 7000’den fazla ayakkabısı olduğu düşünülüyor. Kocası 1989’da öldü. Imelda, 1992de Filipinlere dönüp başkanlık seçimlerine katıldı ama kazanamadı.

Filipinler’e İlk Ziyaret

Singapur’da beraber çalıştığımız Filipinli arkadaşların tavsiyesi üzerine ilk olarak, 23 – 27 Ocak 2009 tarihlerinde, Filipin’in kuzeyindeki Cordirellas bölgesini ziyaret etmeyi planladım. Bu bölgedeki Banaue, Dünya Mirası (World Heritage Site) listesinde ve pirinç terasları ile meşhur. Singapur’dan Manila’ya uçtuk. Manila havaalanından bizi karşılayan rehber ve şoförle birlikte yola çıktık. Banaue’ye ulaşmak için, Manila’dan yaklaşık 340 km’lik bir yolu 8 saatte (duraklamalar dâhil) gittik. Yol aşırı virajlı, bakımsız ve kayan yamaçlarla dolu bir dağ yolu olup, tehlikeli bir trafik içeriyordu. Bu yüzden yolculuk bu kadar uzun sürdü. Yükseklik, 1500 – 2000 metre civarında, sürekli inilip, çıkılıyor. Yol üzerindeki heyelanlardan dolayı birçok yerlerde iş makinaları çalışıyor, yeni istinat duvarları yapılıyordu. Üstelik birde şansımıza sürekli yağmur yağıyordu. Yolun kenarlarındaki yamaçlarda pirinç teraslarını görmek mümkündü ancak yağmurdan dolayı teraslarda yürümemiz mümkün olmadı. Buradaki kabileler, yamaçlı, dağlık bölgede teraslar oluşturarak pirinç tarımı yapmaya 2000 sene önce başlamışlar. Her ne kadar, bölge bol yağış alıyorsa da, tepeden başlayan su kanalları, sırasıyla bütün terasları dolanarak sulamayı temin ediyor.

Aşağıda Manila – Banaue yolunda çektiğim bazı fotoğraflar var. Bazıları kırsal kesimden, bazıları ise yerleşim bölgelerinden.

Ve Banau’dan (Banaue) bazı fotoğraflar.

Bontoc’da Kabile Kültürleri Müzesine girdik. Filipinler’deki değişik insan grupları aşağıda.

Ve müzenin bahçesinde de enteresan şeyler gördüm ve öğrendim. Bahçedeki saz damlı basit evler, IGOROT denilen dağ yerlilerinin yaşadığı geleneksel evlermiş. Bir de bu yerliler arasında pek bilinmedik ve artık uygulanması mümkün olmayan bir gelenek varmış. ATO geleneği. ATO köyün İhtiyar Heyetinin toplanarak köyle ilgili bütün kararları aldığı, bir anlamda dini ve politik bir merkez. Igorotlar için kutsal bir yer. Ergenlik çağına gelen delikanlılar burada yaşamaya başlar ve yaşlılardan kültürel eğitim alırmış. Kabile geleneklerinde kelle avcılığı da varmış. Bontoc’ta, 1930'lara kadar, komşu kabilelerle sürekli aşiret savaşları yaşayan ve korkulan savaşçı kabileler yaşarmış. Her Bontoc erkek çocuğu erkekliğe geçebilmek için bir ritüelden geçmeliydi. Bu; insan avcılığıydı. Bontoclar avladıkları kişinin başından kestikleri çene kısmını, kapıdaki gonglar için bir tutamak olarak kullanırlardı. O yüzden ATO’ların içinde insan yüzü maskları bulunuyor. Ato aynı zamanda tanrılarını ve doğayı onurlandıran kabile danslarının ve törenlerin de yapıldığı bir yer.

Bontoc’dan, yine arabayla Sagada’ya geçtik. Sagada Bontoc’un komşusu.

Sagada, asılı tabutlarıyla ünlü bir turistik bölge. Sagada'da yaşayan eski kabileler arasında tabut asmak, 2000 seneden uzun bir süre uygulanan cenaze tören geleneklerinden biriymiş. Sagada çevresindeki kutsal kabul edilen vadide, dik kayalıklarda ve bazı mağaralarda, yüzlerce asılı halde tabut bulunuyormuş.

Dağlarda bulunan tabutların asırlık olduklarına inanılsa da tabutların kesin yaşı bilinmiyormuş. Tabutlar, ya doğal kaya yarıkları içerisine ya da uçurum kenarlarına yapılan çıkıntılı kirişler üzerine yerleştirilmiş.

Tabuta konulacak kişiler ölmeden önce sert ağaçtan, kendi tabutlarını kendileri oyarak hazırlıyorlarmış. Eğer kendileri bunu yapamayacak kadar yaşlı veya hasta iseler çocukları veya yakınları tarafından defnedilecekleri tabutlar hazırlanıyormuş. Tabutların ağırlıkları 150 kilogramı bulurmuş ve tabutların kapaklarında çoğunlukla hayvan veya kertenkele figürleri bulunuyormuş.

Tabutların içindeki cesetler cenin pozisyonunda konulduğundan, tabutlar küçük oluyormuş. İnsanların cenin pozisyonunda gömülmesi geleneği, insanların dünyaya geldikleri gibi terk etmeleri gerektiği inancından kaynaklanıyor şeklinde bir inanış var. Defin işleminden önce 5 gün süren ön merasim yapılıyormuş. Bir çeşit mumyalama süreci olan bu sürede, ölü beden, sangadil adı verilen ölü sandalyesine oturtulup otlarla ovulup, tütsüleniyor. Bontoc müzesini anlatırken, bu konuda bir fotoğraf da koymuştum.

Bedenler, tabuta yerleştirilmeden önce cenin pozisyonunda kefenleniyor. Kefenleme işleminde, ölünün, boyundan daha küçük olarak yapılmış tabutlara yerleştirilebilmesi için bazı kemikleri de kırılmak durumunda kalabiliyormuş. Tütsülenip kefenlenmiş ceset, belden yukarısı çıplak olan kabilenin erkekleri tarafından kasabada dolaştırıldıktan sonra, cesedi yerleştirmeye hazır tabutlar, sarp uçurumların bulunduğu kayalıklara ahşap iskeleler yardımıyla, halatlarla yerden 10-20 metre yüksekliğe kadar çekilip çakılan kazıkların üzerine sabitleniyormuş. Sonra kefenlenmiş beden halatlarla çekilip bu tabutlara yerleştiriliyormuş. Eğer daha önce bir ailenin tabutu orada varsa onun üstüne veya yakınına da yerleştirilebiliyormuş.

Tabutların tepelere, uçurumlara yerleştirilmesinin nedeni ise, cesetleri vahşi hayvanlardan, sık sık yaşanan heyelan ve sellerden korumak olduğu sanılıyor. Asılı tabut sayısının çok fazla olmamasından dolayı, bu geleneğin sıradan insanlar için değil, topluluğun seçkin veya onurlu liderleri veya önemli kişiler için uygulandığı düşünülüyor. Aynı zamanda, tabutlarının yerleştirildiği yüksekliğin de, ölenin sosyal statüsünü yansıttığı sanılıyor. Rehberimiz, uzun zamandır asılı tabut cenaze merasimi yapılmadığını ve artık normal cenaze merasimleri düzenlendiğini söyledi. Sıradan insanlarla ilgili olarak, daha yaygın gömme geleneği ise, tabutların yarıklara sokulması veya kireçtaşı mağaralarında üst üste istiflenmesi şeklinde olmuş. Asılı tabutların bulundukları yerler, ancak eğitimli insanların tırmanabileceği sarp kayalık ve uçurumlarda olduğundan onları sadece uzaktan görebiliyorsunuz. Sıradan insanlarla ilgili tabutların olduğu yerlere ulaşması ise daha kolay.

Takip eden sayfalarda, Sagada’da çektiğim bazı fotoğrafları vereceğim ama önce Bontoc’tan Sagada’ya giderken çektiğim fotoğraflar var.

İletişim