AZERBAYCAN GEZİ ve BİLGİ NOTLARI 2002 - 2004

Her ne kadar burada Gezi Notu olarak adlandırılıyorsa da, Azerbaycan’a gezmek için gitmedim. Bakü – Tiflis – Ceyhan boru hattına ait Sangaçal Terminali inşaatı nedeniyle 2 sene orada yaşadım.

İş nedeniyle orada bulunmamdan dolayı, ancak tatil günlerinde dolaşabildiğim bazı yerlerden ve Azerbaycan – Bakü hakkındaki genel izlenimlerimden bahsedeceğim burada. Azerbaycan, bir Kafkas ülkesi. 1917 Bolşevik İhtilalinden sonra, 1918’de Mehmet Emin Resulzade önderliğinde bağımsızlığını ilan etmiş ama bilahare Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğine (SSCB) katılmış. 1985’te Sovyetler Birliği Komünist Parti başkanlığına seçilen Mihail Gorbaçov, ülkedeki kötü gidişi önlemek isteyince, halkın özgürlüğü ve yönetimdeki etkisinin artırılması amacıyla Glasnost - Perestroyka ekonomik ve siyasal alanda reformlarını başlattı. Rusça'da glasnost "açıklık ve şeffaflık", Perestroika ise, "yeniden yapılanma" anlamında kullanılıyor.

Ancak bu ani ve köklü reformlar, Sovyetler Birliği'nin içinde ve dışında artan istikrarsızlıkla birleşince, SSCB çökmeye başladı. 1989’da önce uydu devletlerde, ardından birlik içindeki cumhuriyetlerde ayaklanmalar çıktı. Doğu Bloğu ülkeleri Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Bulgaristan, Romanya ve Yugoslavya’da demokratik yönetimler kuruldu, Berlin duvarı yıkıldı, Doğu Almanya, Batı Almanya ile birleşti. 1991’de Gorbaçov’a karşı düzenlenen darbe girişimi üzerine, birliğe üye cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan ettiler. Azerbaycan’ı ilk tanıyan ülke Türkiye oldu. 1992’de Ebulfez Elçibey devlet başkanı seçildi. 1993’te cumhurbaşkanı olan Haydar Aliyev’in “Biz bir millet, iki devletiz.” sözleri Türk-Azeri ilişkilerine egemen oldu. Haydar Aliyev’in 2003’te vefatından sonra yerine, oğlu İlham Aliyev cumhurbaşkanı seçildi.

Haydar Aliyev çok başarılı bir devlet adamıydı ve halk tarafından çok seviliyordu. Vefatında ben de Azerbaycan’da idim. Cenazesini yollarda dolaştırdılar. Gözü yaşlı binlerce insan, yolların kenarında cenazenin geçmesini saygıyla beklediler. İnsanların üzüntüsü içtendi. Bizim evin önünden de geçti. Bende saygıyla uğurladım Aliyev’i. Azerbaycan için büyük bir lider olduğuna inanıyor ve saygı duyuyorum ona. Azerbaycan, doğal gaz ve petrol zengini bir ülke. Bağımsızlığını kazandıktan sonra batı bloğu ile kurulan iyi ilişkiler sonucunda hızla ekonomisini toparladığından ülkede kısa zamanda büyük değişiklikler oldu. Arkadaşlardan duyduğum ve internetten takip ettiğim kadarıyla, bugün, benim bulunduğum zamandan çok farklı bir Azerbaycan ve Bakü var. Bu nedenle Bakü’ye tekrar gitmeyi istiyorum.

Ermenistan ile olan savaş ve işgal durumundan dolayı özellikle Karabağ bölgesinden kaçan birçok Azerbaycan vatandaşı (Azeri dilinde onlara kaçgın diyorlar) bizim şantiyede eğitim görüp çalıştılar. Bu çabalarımızdan dolayı British Gas’ın uluslararası itibarlı HELIOS ödülünü kazandık Tekfen şantiyesi olarak. Azerbaycan’ın yüzölçümü 87.000 km2, nüfusu 10 milyon civarında. Buna karşılık İran’da 20 milyon civarında Azerinin yaşadığı sanılıyor. Eğitim, sanat ve kültür alanında oldukça ileri bir ülke. Okuryazar oranı % 98. Halk dansları ve müziklerine bayılmamak mümkün değil. Para birimi olarak Azerbaycan Manatı kullanılıyor. Azeri Türkçesi, diğer Türkî cumhuriyetlere göre Türkiye Türkçesine çok yakın. Hiç tercüman kullanmadan anlaşmak mümkün. Sadece bazı kelimeler aynı söylendiği halde farklı anlamlarda kullanıldığından, o konularda dikkatli olmakta fayda var. Örneğin, Azeriler babaya ata, dedeye baba, işsize bekar, bekara subay, kemiğe sümük diyorlar. Türkçede kullandığımız kelimelerin aynısı ama tamamen farklı bir anlamı var.

Azerbaycan’ın Nahcivan özerk bölgesi Türkiye ile komşu ama Ermenistan’ın Karabağ bölgesini işgalinden dolayı Bakü’ye ancak havadan ulaşılabiliyor. Yemek kültürü Türkiye’ye çok yakın. Benim olduğum dönemde Bakü’deki makul seviyedeki restoranlardaki yemek fiyatları pahalı değildi ama son durumunu bilmiyorum. Diğer taraftan, ben çalıştığım için pek bir ilgim olmamakla birlikte, Bakü’de önemli ölçüde gece hayatı olduğunu da söyleyebilirim. Başkent Bakü, Hazar Denizi’nin kıyısında, görülmesi gereken, temiz, sakin ve güvenli bir şehir. Kafkaslar’ın en büyük şehri. Nüfusu 3 milyona yakın. Daha önce dediğim gibi son senelerde Bakü, çok daha gelişmiş ve zengin bir şehir durumuna geldi. Ülkenin kültür, sanat, sanayi, ticaret merkezi ve limanıdır.

Benim olduğum dönemde şehrin değişik noktalarında büyük inşaatlar yapılmaya başlamıştı. Şimdi o binalar bitmiş ve Bakü, eskisinden çok farklı, modern bir şehir haline gelmiş. Dolayısıyla benim anlatacaklarım, şimdi gitseniz göreceklerinizin çok azı olacak. Bakü’de gezilip görülmesi gereken birçok yer vardı. Bunların büyük bir kısmı birbirine yakın olduğundan yürüme mesafesindeydi. Buraları iki üç günde rahatça gezmek mümkündü. Bakü’de çok güzel bir konumdaki bir evde oturuyordum. Muhtemelen eskiden, önemli kişilerin oturduğu büyük bir apartmandı. Hazar denizinin sahilindeki yürüme yolundan sonra geniş ana caddede idi. Ön tarafta değildi ama pencereden bakınca, aralardan deniz gözüküyordu. Aşağıdaki fotoğrafta, oturduğum blok gözüküyor. Benim dairem, ana yola bakmıyordu. Giriş kapısı köşeyi döndükten sonra.


Bakü’de ilk dolaşılacak yer, antik yapıların ve Sovyetler birliği zamanı binalarının yoğun olarak yer aldığı İçeri Şeher yerleşim bölgesi. Bu bölgede, sokaklarda dolaşmanın bile ayrı bir keyfi var. Eski yapıları, yapıların üzerinde, orada yaşamış insanları açıklayan tabelaları görürsünüz. Bakü’de yaşamış yazar, şair, sanatçı ve hatta askerlerin yaşadığı evlerin duvarlarına, orada yaşadıklarını belirten plaketler asıp hatırasını unutulmaz hale getirmişler.

Aşağıda örnek iki fotoğraf var. O zamanlar henüz dijital fotoğraf makinam olmadığı için bu gezinin fotoğraflarının kalitesi oldukça düşük.


Bakü’de metro sistemi de var ama ben genelde şehri yürüyerek dolaştığımdan veya gerek duyarsam şirket arabası ile gideceğim yerlere gittiğimden, metroyu kullanma ihtiyacını hiç hissetmedim. Ama günümüzde, şehir eskiye göre daha büyüdüğünden, metroyu görmek, tanımak ve kullanmanın da faydalı olacağını düşünürüm.

Diğer eski Sovyet ülkelerinde olduğu gibi, Azerbaycan’da da yoğun bir sanat aktivitesi vardı. Orada bulunduğum sürece, hemen her hafta sonu bir veya iki konsere ve baleye gittim. Balenin yapıldığı konser salonu (Azerbaycan Devlet Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu) evime çok yakındı. Yürüyerek gidip geliyordum. Küçük sayılabilecek konser salonunun balkon kısmının ortasında cumhurbaşkanı locası vardı. O geniş locanın her iki tarafında normal müşteriler için iki loca daha bulunuyordu. Ben, başkanın locasının hemen yanındaki, merkezdeki balkon koltuğundan alıyordum bileti. Belki şimdilerde, yeni konser salonu inşa edilmiştir. Benim gittiğim konser salonu, ufak ama şirin ve tarihi bir salondu. Konsere ve özellikle baleye o kadar sık gittim ki, ana balet ve balerinlerin hepsini tanır oldum. Gittiğim bir baleden fotoğraf çekmişim.Yanda.


Gittiğim bale ve konserlerin bazılarının programlarını saklamışım.


  • Don Kişot balesi .. Ludviq Minkus,
  • Qara ve Ağ (Siyah ve Beyaz) müzik konseri .. Hayyam Mirzezade,
  • Karmen – Suita balesi .. Jorj Bize, Radion Şedrin,
  • Min Bir Gece (Bin Bir Gece) operası .. Fikret Amirov,
  • Arşın Mal Alan müzikal komedi operası .. Üzeyir Hacıbeyov,
  • Leyli ve Mecnun (Leyla ve Mecnun) balesi .. Kara Karayev,
  • Qafqaza Seyahet (Kafkasa Seyahat) balesi .. Akşin Alizade,
  • Qız Qalası (Kız Kalesi) balesi .. Efrasiyab Bedelbeyli,
  • Paxita (Paita) balesi .. Ludwig Minkus,
  • Bolero balesi .. Moris Ravel.


  • Bunun haricinde küçük kiliselerde, oda müziği konserleri olurdu. Keyifle dinlerdim. Senfoni orkestrası veya oda müziği konserlerinden tanıdığım bazı sanatçılar, akşamüzerleri insanların yemek yedikleri restoranlarda çalıp, zor maddi koşullarını düzeltmeye çalışırlardı. Hepsi mesleğinin erbabı, orkestra içerisinde değeri ve havası olan bu insanların, kimsenin kendilerini dinlemediği, çatak bıçak sesleri arasında, uğultulu bir ortamda çalışırken duydukları hüzün yüzlerine ve hareketlerine yansırdı. İçim acırdı onların bu durumunu görünce.


    Azerbaycan Gezi ve Bilgi Notları 2002 - 2004 Levent Çorbacıoğlu @ 2021 Page 6 of 17 Bir Pazar günü Baküde dolaşırken, bir parktaki büyük bir büst dikkatimi çekti. Yakından bakınca çok etkilendim. Daha önce, beni çok etkileyen, ünlü heykeltıraşların heykelleriyle de karşılaşmıştım ama bu büst, gördüğüm en anlamlı ve estetik büsttü. Kafasındaki saçlar insan figürleriydi. Onlarca insan vardı kafasının üzerinde ve uzaktan, kıvırcık saç gibi gözüküyordu. Bu büst, ünlü Azeri şair Aliağa Vahid’e aitti. Vahid, Azerbaycan edebiyatında gazal türünün seçkin temsilcisi. Nizami, Fuzuli ve Ali Şer Novai gibi birçok şaire ait gazelleri Azeri diline çevirmiş ve Fuzuli geleneklerinin halefi olmuş.

    İletişim