AVUSTURYA GEZİ NOTLARI 19 – 24 Mart 2017

Ankara’dan İstanbul aktarmalı olarak Avrupa’ya uçmak hep gözümü korkutur. Pegasus’dan, Ankara’dan Viyana’ya direkt uçuş yapılacağı mesajını alınca ilgimizi çekti. Bu vesileyle Salzburg’da yaşayan amcamın kızı Suzan’ı ve ailesini görme şansımız da olur diye, Viyana’ya bir gezi planladık. Herhangi bir acenteyle temas etmeden uçak biletimizi aldık. Programı, kendimiz belirlemeye karar verdik.

Avusturya Orta Avrupa’da yer alıyor ve sanat, müzik ve kültür yönünden Alman kültürünün kaynağı gibi. Mozart, Haydn, Schubert, Strauss gibi dünyaca ünlü besteciler Avusturyalı. Ayrıca, Alman besteci Beethoven, ömrünün büyük kısmını Avusturya’da geçirmiş. 17. yüzyıldan itibaren tanınmaya başlanan Avusturya Valsi, daha sonra tüm dünyaya yayılmış. 8,5 milyon civarında nüfusu olduğundan, pek kalabalık bir ülke değil. Resmi dili Almanca ama turist olarak İngilizce ile, hiç zorlanmadan idare etmek mümkün.

19 Mart sabah 6’da Ankara’dan Viyana’ya uçtuk. Uçuş 2 saat 45 dakika sürdü. Saat farkından dolayı 06:45’de Viyana’da idik.

Viyana, Avusturya’nın başkenti ve Tuna nehri kıyısında bir şehir. Tuna nehri, Almanya’dan başlayarak Romanya ve Ukrayna üzerinden Karadeniz’e akıyor. Dökülene kadar 4 başkentten geçiyor. Avusturya’da Viyana, Slovakya’da Bratislava, Macaristan’da Budapeşte ve Sırbistan’da Belgrad. Viyana, sağlık, eğitim, çevre, altyapı, politik, sosyal ve ekonomik yaşam koşulları göz önüne alınarak yapılan seçimlerde, her zaman, dünyanın en yaşanılası şehirleri arasında en üst sıralarda yer alıyor. Sakin, huzurlu ve temiz bir şehir. Her taraf barok binalarla dolu, çevrede parklar, bahçeler var. Hediyelik eşya satan mağazalarda en çok karşılaşacağınız ürünler; Sisi adıyla anılan kraliçe Elizabeth, art - nouveau veya sembolizm akımlarının temsilcisi olan ressam Gustav Klimt ve ünlü besteci Mozart üzerine. Viyana, 14. ve 16. yüzyıllar arasında Habsburg İmparatorluğu'nun önemli kentlerinden biri olduğundan, Viyana’da, Habsburg Hanedanı'na ait birçok kültürel ve mimari yapının yanı sıra, müzeler ve çok sayıda halka açık park ve bahçe bulunuyor.

Viyana’daki, otel seçimini, otelin lokasyonunu ön plana alarak yapmış ve 4 yıldızlı Hotel Royal’e rezervasyon yaptırmıştım. Gerçekten, şehrin tam merkezinde, güzel ve büyük bir oteldi. Havaalanından otele taksiyle, 40 Euroya geldik. Otel fiyatı, iki kişilik bir oda için geceliği 107 Euro idi.

Otele vardığımızda, check - in için henüz vakit erken olduğundan, eşyalarımızı otele bırakıp çevreyi dolaşmaya çıktık. Otelimizin hemen yanında, araç trafiğine kapalı, hediyelik ve hatıra eşya satan mağazalarla dolu ana caddelerden birisi vardı. Ayrıca Avusturya’nın en büyük kilisesi olan Stephan Katedrali de (Wien Domkirche St. Stephan) otelimizin hemen yakınındaydı. Kiliseye giriş ücreti, kişi başı 5,5 Euro. Stephansdom, gerçekten görkemli bir kilise. İçi de dışı kadar ilgi çekici. Fikir vermesi için aşağıya bazı fotoğraflar koydum.

Aziz Stephan Katedrali (Stephansdom ) 1147 yılında Gotik mimari tarzında yapılmış ve Viyana’nın en önemli simgesi olarak kabul ediliyor. 4 kulesi var. Uzunluğu 107 metre. Zamanında, Viyana’da hiçbir binanın kuleden daha uzun olmayacağını ilan eden bir kanun çıkarılmış. Senelerin kirliliği var üzerinde. Temizlenebilse çok daha şık olacağına eminim. Çatısına, çift başlı kartal ve Viyana şehrinin armasını oluşturmak üzere, zarif, renkli çatı kiremitleri döşenmiş. Çatı katındaki seyir alanına çıkıldığında bunları yakından görebiliyorsunuz.

Daha sonra, yine otele yürüme mesafesinde olan Albertina Meydanına gittik. Bu büyük meydanda Albertina Müzesi ve Viyana opera Binası bulunuyor. Alberina müzesi, çok büyük bir binalar grubundan oluşuyor. Müzeye girmek için baktığımızda uzun bir bilet kuyruğunu görünce, ilk gün zaman kaybetmeyelim düşüncesiyle girişi erteledik ama daha sonra tekrar müzeye gelme fırsatı olmadı.

Aşağıda, Albertina müzesi dışından, Albertina meydanından fotoğraflar var.

İlk gecemizde, otelin sadece 3 blok yanında bulunan Mozart’s House’da bir konser izleyelim dedik. Bu ufak ama tarihi salonda bir oda müziği konseri dinleme fırsatımız oldu. Konser ücreti, kişi başı 49 Euro idi. Sanatçılar, Mozart, Schubert, Haydn ve Beethoven’den eserler icra ettiler.

Mozart da, yanında kilisesi bulunan bu küçük salonda birçok konser vermiş. Salonun yanındaki kilisenin girişinde 2. Dünya Savaşında ölen Almanlar için plaket konmuş.

20 Mart’ta Hop on – Hop off ile şehir turu yaptık. Hem şehri genel olarak dolaşmış ve tanımış olduk, hem de ilgimizi çeken yerlerde durup, oraları gezdik. Otobüsle gezerken, kulaklık ile İngilizce açıklamaları da dinliyorduk.

Yollar, Türkiye’de alışık olmadığımız şekilde düzenli, sessiz ve hem insan, hem araç yönünden tenha idi.

Caddeler geniş ve az bir trafiğe sahipti. Yollarda, yürüyen arabalardan çok, park etmiş araçları görüyordunuz. Muhtemelen bunun ana nedeni zaten az olan nüfusun yoğun şekilde toplu taşıma aracı kullanmasıydı.

Toplu taşıma, yoğunluklu olarak elektrikli tramvaylar ile sağlanıyordu. Bu arada, özellikle turistlere hizmet veren büyük faytonlar da vardı. Faytonları çeken atlar, bizdekilerin aksine, fevkalade temiz, bakımlı, güçlü ve gösterişliydi. Sürücüleri ise adeta iş adamı görüntüsündeydi

İletişim