ARJANTİN PATAGONYA GEZİSİ Notları
1 Mart – 5 Mart 2006 (Perito Moreno Buzulları)

Brezilya’dayken 2 sefer Arjantin’e gitme şansını buldum.
İlk gidişim pasaportumu yenilemek içindi. Brezilya’ya 3 ay süreli vize ile girmiştim. 3 ay sonra vizemin yenilenebilmesi için kısa süreli bile olsa yurt dışına çıkıp tekrar Brezilya’ya girmem gerekiyordu. Bu arada pasaportumun sayfalarının bitmek üzere olduğunu fark ettiğimden, pasaportumun da yenilenmesi gerekiyordu.
En yakın yer Arjantin olduğu için Sao Paulo’dan Buenos Aires’e bilet aldı şirketim. 2,5 saat civarında kısa bir yolculuk sonrasında Buenos Aires’e gittim. Sabah erken saatte gittiğim için doğrudan Büyükelçiliğe uğradım.
O güne kadar, Sovyet ülkelerinde herhangi bir işlem için Türk büyükelçiliklerine gittiğimde içeriye girmenin ne kadar sıkıntılı ve zor olduğunu biliyordum. Burada da benzer bir durumla karşılaşacağımı sanıyordum ama tamamen farklı bir karşılama yaşadım. Elçiliğin kapısında güvenlik görevlisi bir Türk duruyordu. Ne için geldiğimi sordu. Biraz konuştuk. O, elçiliğe pek fazla Türk gelmediğini, hatta 3 aydan beri hiç Türk görmediğini söyledi.
Derdimi anlattım. Beni dış kapıdan içeriye alıp, binaya girmemi söyledi. Şaşırdım. Açık kapıdan binanın içine girdim. Antreden salona geçtim, deri kaplı koltuklar bulunan şık ve geniş bir salondu. İçeriden bir elçilik görevlisi geldi. Elimi sıktı, hoş geldiniz dedikten sonra sorunumu sordu. Beni dinleyince, siz pasaportunuzu verin ben 3 - 4 saate kadar halledip yeni pasaportunuzu veririm dedi. Nasıl hayretler içinde kaldığımı takdir edebilirsiniz. Bu arada yetkili, önüme Türk gazetelerini bıraktı, ‘’siz oturun ben size bir Türk kahvesi göndereyim’’ dedi. Kulaklarıma inanamadım. Deri kaplı yumuşak koltuklara gömülüp, gazetelere bakarken kahvemi yudumladım.
Kahvem bitince, elçilik yetkilisi, canım sıkılırsa çevreyi dolaşabileceğimi söyledi. Teşekkür edip dışarıya çıktım.
Az ileride bir park gördüm. Oraya gidip bir kanepeye oturdum. Bir müddet sonra yanıma iki genç kız geldi. Kızlardan birinin elinde, muhtemelen on tane civarında değişik cinslerden köpeğin tasmaları vardı. İlgimi çektiğinden kıza sordum bu köpekler senin mi diye. Hayır dedi. Satmaya mı çıkardın dedim. Hayır dedi ben bunları dolaştırıyorum. Şimdilerde yeni yeni Türkiye’de de görmeye başladığımız bu duruma hayret etmiştim. Zaten daha sonraki Arjantin gezimde, sokaklarda onlarca, sahipleri tarafından sokağa bırakılmış çok sayıda cins köpek görmüştüm. Kalkıp yürüdüm. Biraz daha ilerde, küçük bir stadyum büyüklüğünde, etrafı tellerle çevrilmiş olan bir köpek parkı gördüm. Orada da sahipleri tarafından getirilen ve tasmasız olarak parkın içerisine bırakılan onlarca köpek birbirleriyle oynuyor, kovalıyor, koklaşıyor, dalaşıyordu. Türkiye’de hâlâ öyle bir köpek parkı görmedim.
Bir iki saat oyalandıktan sonra, elçiliğe geri döndüm. Elçilik görevlisi içeriye gidip yeni pasaportumu getirdi. Bana gösterilen ilgi inanılmazdı. Keşke her yer böyle rahat ve huzurlu olabilse dedim içimden. İznim 2 günlük olduğundan, ertesi günü Buenos Aires’i dolaşarak geçirdim vaktimi.
Hem zamanım sınırlıydı, hem de o gün şiddetli bir yağmur yağıyordu. Bu nedenle sadece otele yürüme mesafesindeki liman bölgesini dolaşabildim. Henüz dijital fotoğraf makine sahibi olmadığından, o gezimle ilgili fotoğraf bulunmuyor.
Gerçek Arjantin seyahatim ise, 2006’da Patagonya bölgesindeki El Kalafat Perito Moreno Buzulları’na (El Calafate Perito Moreno Glasiers) gidişim. Aslında bu seyahatin asıl amacı Perito Moreno olmakla birlikte, El Calafate’a giderken Santiago’yu da görme fırsatım oldu Patagonya, bir ülke, şehir veya eyalet değil, Arjantin ve Şili’nin güneyindeki coğrafi bölgenin ismi.
Patagonya içerisinde parklar ve buzullar var. Hem Arjantin, hem Şili sınırları içerisinde yer aldığından, doğal koşulların istenildiği gibi yol yapımına izin vermemesi nedeniyle, gezerken zaman zaman Arjantin – Şili sınırlarından geçmeniz gerekebiliyor. Sınırlarda, her ne kadar pasaport kontrolü yapılıyorsa da, ülkeye ilk girişte yapılanla kıyaslanmayacak derecede hafif, oldukça kolay ve hızlı bir işlem yapılıyor. Sadece kayıt alınıyor diyebilirim. Patagonya çok büyük bir bölge ve en görülesi kısmı, Güney Amerika’nın bittiği, Güney kutbuna yakın Ushuaia (Uşuaya) bölgesi ama ben sadece Patagonya’nın kuzey tarafını görebildim. Bu bölgedeki turistik yöreler; Şili’deki Torres del Paine Ulusal Parkı ile Arjantin’deki El Calafate şehri ve Perito Moreno Buzulları.
Bu amaçla 24 Şubat 2006 gecesi Sao Paulo’dan, önce Buenos Aires’e, sonra aktarma yaparak Santiago’ya uçtum. Böyle bir güzergâh izlememin nedeni, doğrudan uçuştan çok daha ucuza gelmesiydi. Üstelik Santiago’yu da merak ediyordum. Şili ile ilgili kısımları Şili gezi notlarında anlatacağımdan, burada sadece Arjantin gezisi kısmını anlatacağım.
Santiago’daki turumu bitirdikten sonra, 1 Mart sabahı erkenden, Santiago’dan Arjantin Calafate'e (Kalafat) uçtum. Kalafat havaalanı çok küçük ve mütevazı bir havaalanıydı. Orada, Macellan’ın gemisinin modeli ile bir fotoğrafım var.

Kaldığım otel, temiz ve büyüktü. Esplendor by Wyndham El Calafate. Güzel salonları estetik dekore edilmişti. Özellikle odası çok büyük, rahat ve güzel manzaralıydı.


El Calafate (Kalafat); Arjantin’in Lago Argentino gölünün kenarında, küçücük, tatlı, turistik bir şehir.
Kalafat’da dolu dolu 5 gün geçirdim. Aradaki bir günde, Şili sınırından geçip koruma altındaki Torres del Paine (yerlilerin verdiği isimle Mavi Kayalar) doğal parkını görme fırsatım da oldu. Buranın detayını Şili gezi notlarımda anlattım.
Otele yerleştikten sonra şehri dolaşmaya çıktım. En çarpıcı şey, sokaklarda gördüğüm bol sayıda, değişik cins ve ebatlarda köpeklerdi. Birçoğunun yüksek ücretle satılan iyi cins köpek olduğunu söyleyebilirim. Gece ne yapıyorlardı bilmiyorum ama gündüzleri, sessiz sessiz, insanların yaşamının bir parçası olarak dolaşıyor veya uyukluyorlardı.
Brezilya’ya dönüş yolcuğunda, Buenos Aires havaalanının içerisinde, ana giriş kapısından hemen sonra, salonun kocaman bir köşesinin 2 sokak köpeği için özel olarak tahsis edildiğini görünce şaşırmadım. Sokak köpeklerine ev köpekleri gibi muamele ediyorlar. Köpeklerin yatmaları için yere battaniyeler serilmiş, önlerine su ve yemek kapları konulmuştu. Dolaşırken dikkatimi çeken başka bir şey, etlerin kızartılma yöntemiydi. Aşağıdaki fotoğrafta görebileceğiniz gibi, koyun ve kuzular, bütünlükleri korunarak göğüs kısımlarından kesilerek açılıyor ve adeta çarmıha gerilir gibi şişe geçirilip kol ve bacaklarından gerdirilerek, ateşin karşısına konulup döndürülüyordu. Ateş karşısındaki dairesel dönme olayı makinayla sağlanıyordu ama etin iki tarafının pişebilmesi için, bir görevli, koyunun içini dışını elle döndürüyordu.
Yani anlayacağınız, bizim dönerden çok farklıydı.
İlk gün hemen yeme şansım olmadı ve sadece vitrinden fotoğrafını çektim ama ertesi gün, Perito Moreno buzullarını gezip geldikten sonra güzel bir et ziyafeti çektim, nefis Arjantin Şarabı eşliğinde.

İletişim